AK Parti Milletvekili Cengiz Aydoğdu Haber Ankara’ya Konuştu
Reklam
  • Reklam

AK Parti Milletvekili Cengiz Aydoğdu Haber Ankara'ya Konuştu

Haber Ankara ekibi olarak, gündemdeki konular hakkında görüşlerini almak için bu kez AK Parti Aksaray Milletvekili Cengiz Aydoğdu’nun makamına  konuk olduk.

19 Ocak 2017 - 21:28

Haber Ankara ekibi olarak, gündemdeki konular hakkında görüşlerini almak için bu kez AK Parti Aksaray Milletvekili Cengiz Aydoğdu’nun makamına  konuk olduk.

 

Haber Ankara İmtiyaz Sahibi Volkan Memduh Gültekin'e röportaj veren Aydoğdu, Anayasa değişikliğinden terörle mücadeleye kadar birçok önemli konuda açıklamalarda bulundu. Volkan Memduh Gültekin'in kaleminden AK Parti Milletvekili Cengiz Aydoğdu ile gerçekleştirdiğimiz röportajımız:

 

- Sn. Vekil, devletin çeşitli kademelerinde önemli görevler aldınız. Gündeme geçemeden önce kısaca kendinizden bahseder misiniz? AK Parti Milletvekili Cengiz Aydoğdu kimdir? Ne tür çalışmalar yapmıştır? 

Aksaray doğumluyum. İlk ve orta tahsilimi Aksaray'da yaptım. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunuyum.

12 Eylül’den 5-6 ay önce Ulaştırma Bakanlığı memuru oldum. Daha sonra Devlet Su İşleri ve TRT’de görev aldım. Ayrıca Kaymakamlık görevlerinde bulundum. Vali yardımcılığı yaptım. İçişleri Bakanlığı merkezinde görev aldım. 

Kaymakamlığa Nevşehir Derinkuyu'da başladım. Daha sonra Çorum Mecitözü, Malatya Doğanyol, Sivas Vali Yardımcılığı yaptım. Antalya Gazipaşa Kaymakamlığı ve İçişleri Bakanlığında görev aldım. İçişleri Bakanlığı'na ilk geldiğimizde Avrupa Birliği'ne hazırlık sürecinde, İnsan Hakları Daire Başkanlığı'nı kurduk. Bu benim için iyi bir tecrübeydi. İçişleri Bakanlığı, devletin ana unsurlarını oluşturan bir kaç bakanlıktan biridir. Daha sonra Nüfus Vatandaşları İşleri Genel Müdürlüğü, Artvin Valiliği, Kırklareli Valiliği yaptım.

2014 yılında siyasete yöneldim. Bizim neslin mesleği ne olursa olsun, doğuştan siyasetçidir. Çünkü bizim için memleket meselesi çoğu zaman ailevi meselelerden bile önce gelir.

 

- Gündemde olan Başkanlık Anayasası'nda genel olarak AK Parti nelerin değişmesini hedefliyor?

Bu sadece AK Parti değil, bir neslin davası, Türkiye'nin davası... Bizim Cumhuriyet öncesi zihin dünyamızda, kanun, nizam, intizam, kamu algısı şöyleydi: Eskiden töreler vardı, anneanneler vardı ve hepsinin üstünde şeriat vardı. O kurallar çok esaslıydı. Devlet hayatında da öyleydi. Mesela padişahın üzerinde şeriat vardı; kanun vardı. Sosyal hayatta, mahallede, köyde, kasabada her yerde anane gelenek töre kanun nizam öyleydi. Sadece kitapta yazan değil, insanların arasında yaşadığı örf, adet, gelenek ve görenekler çok önemliydi. Zaten ''Türk'' kelimesi de ''Töre''den gelir. Biz Anadolu'ya gelirken “toprak” çok önemli olmamıştır. Vatan duygusu çok sonra gelişmiştir. Geleneğimizi, göreneğimizi, kuralımızı, kaidemizi, anneannemizi yanımızda getirmişizdir. Topraklarımızdaki herhangi bir vatandaşımız tek başınayken bile devlet gibi davranma alışkanlığı kazanmıştır. Çünkü biz geleneksel kültürün gölgesinde insanlardan börtü böceğe kadar her şeyden sorumlu sayılmamız duygusuyla yetiştik. Batılı araştırmacılar bu konuda devletsiz hukuk, hukuksuz devlet diye teoriler de geliştirmişlerdir. Örneğin; Kara Avrupası hukuksuz devlet diyorlar. Biz devletsiz hukuk kısmına uyuyoruz. Yani Hukukun öncelendiği, devletin sonra geldiği, hukukun ön planda tutulduğu, hukukun devletin olmazsa olmazı olduğu kısmındayız. Cumhuriyet ile beraber bunu kısmen değiştirdik sanki. İnsanların giyimini, kuşamını, yazısını, yaşayışını her şeyini değiştiriyorsun. Bu çok acılı bir devrim demektir. Sonraki zamanlarda bu değişikliği yani yeni inşa edilen devrim sonrası yapıyı korumak için devleti ön plana almışız. 1950'ye kadar gelen bu durum, 1950'de yine devlet ön planda olmakla beraber biraz da demokrasi olsun demişiz. Demişiz ama asıl kaygımız, koruyacağımız şey; Cumhuriyet'te inşa ettiğimiz şey. Örneğin; zamanında Celal Bayar'ın kurduğu partinin iktidar olacağını herkes biliyordu. Çünkü yeni kurulana bir ümit var. İsmet İnönü ile Celal Bayar bazı konulara girilmeyeceği, inkılapları ve devrimlerin korunacağı hatta Türkiye'nin bazı bölgelerinde seçim çalışması yapılmayacağı konusunda anlaşıyor. O kadar kontrollü bir demokrasiye geçiyoruz yani. Önceliği demokrasi olmayan, önceliği millete rağmen kurduğu zihni, bürokratik, batıcı, pozitivist, jakoben zihniyette bir takım kurumlar eliyle temsil edilen yapıyı korumak olan ama içinde biraz ''Demokrasi de olsun'' diyen bir sisteme geçiyoruz.

1950 - 1960 arasında millet oylarıyla iktidara uzanmış olmasına rağmen, Demokrat Parti kadrosundan gelmiş vekiller CHP'den farklı değil. Aynı kaynaktan geliyorlar.  1960'lı yıllar sandıktan çıkan partinin iktidar olmasını çok görmüş ve kısıtlamış. Öyle bir anayasa yapılmış ki; sandıktan çıkanın üzerine kurumsal bir üst iktidar tayin edilmiş. Devletin bütün temel unsurları onlara teslim edilmiş. Sandıktan çıkana da okul yap, yol yap, su getir gibi bir alan çizilmiş, ''Sen hizmetine bak, diğer konulara karışma'' denilmiş. Hatta zaman zaman hizmet alanlarını bile kısıtlamışlar.

Cumhurbaşkanlığı müessesiyle diğer kurumlar (TSK, Anayasa Mahkemesi vs.) asıl iktidar sayılmış. Sandıktan çıkanla diğer kurumlar arasında uyumsuzluk… 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat. 

23 Nisan 1920'de herkesin zihninde milletin hakimiyeti ve üstünlüğü vardı. O zaman olduğu gibi bugün de Meclis'te  ''Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir'' yazıyor. Fakat bunu biz hiç bir zaman hayata geçiremedik. Şu anda bile hiç kimsenin zihninde iktidar ve devlet olarak sandık yok. Sandıktan çıkan insanlar, devlet ile anlaşabildiği ölçüde başarılı olabilir veya olamaz. Bence bu anayasa değişikliğinin en önemli kırılma noktası burada yaşanacak. Hatta 100 yılın birikimi olduğundan dolayı, bu bile zaman alacak. Her şey bir kişiye veriliyor diye konuşulsa da gerçek şu ki; her şey yürütmeye veriliyor. Yürütmeyi Cumhurbaşkanı oluşturuyor, Cumhurbaşkanı'nı da halk seçiyor. Teferruat tartışılabilir ama özde anlaşabilmeliyiz. Devlet dediğimiz şeyi  o sandıkta görebilmeliyiz.

Bazılarımızın kafasında demokrat siyasetçi  tarafsız olamaz; tarafsız icraat yapamaz düşüncesi var. Siyasi partiler demokrasinin unsurlarıdır. İnsanlar siyasi partilerin listesinden girerler, mücadele ederler, kazanırlar. Sandıktan çıktıktan sonra artık tarafsızdırlar. Onların uygulamasında hizmet muhatabı olarak  kendisine oy veren ve vermeyen bütün vatandaşlarımız vardır. Bunu kabullenmeliyiz. Dış ülkelere bakıyoruz; seçim sırasında adaylar birbirlerinin en özel gizli zaaflarını bile deşifre ediyorlar. Daha sonra o küfrettikleri adam seçiliyor ve o kişiye adeta kutsiyet veriyorlar. Demokrasi böyle bir şey; milletin seçtiğini kabul edeceksin.

Biz bütün yetkileri bir kişiye vermiyoruz. Biz bütün yetkileri bir kişinin şahsında yürütmeye veriyoruz. Yasama yetkilerini yasamaya, yürütme yetkilerini yürütmeye veriyoruz. Aradaki kontrol ve dengeleme sistemlerinde sıkıntılar var denirse onu tartışırız ama öncelikle herkesin anlaması gereken; biz demokrasiyle idare ediliyorsak, sandıktan çıkan devletin  asli unsurudur.

"DOSTU DA DÜŞMANI DA ÇOK OLAN BİR COĞRAFYADAYIZ"

- Çok tartışılan açık oylama, televizyon yayınının kısıtlı olması ve çıkan arbedelerden, tartışmalardan  bir rahatsızlık söz konusu... Bu durum hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Meclis'teki bütün görüşmeler kamuoyuna açıktır. Herkes her görüşmeye ulaşabilir. Hatta komisyondakilerin dahi hem yazılı hem görsel zaptı tutuluyor. ''Meclis televizyonu neden yayın yapmıyor?'' denebilir, ki yapılıyor, ama ''görüşmeler halktan kaçırılıyor'' denemez. Görüşmeler açık, hatta şu anda muhalefete mensup bazı milletvekilleri oraya yayın stüdyosu gibi sistem kurdular. Dışarıya canlı yayın yapılıyor, kimse sesini çıkartmıyor. İnsanlar arasında kanaat fitnesi oluşturmak isteniyor. Türkiye yeni bir anayasa sistemi çıkartıyor. Ben bildim bileli Türkiye bu sistemleri tartışmıştır. Milletimiz ''Biz ne kadar demokrasi kurabildik?'' konusuna eğilse, belki çok daha verimli, çok daha milletin hayrına neticelere ulaşacağız. Siyasi partiler haklı çıkmak, vatandaşları kendi istekleri doğrultusunda ikna etmek ister. Ancak söylenen şeyin evrensel bilimsel literatürde geçerli olması lazım. Bugünkü tartışmalarda tıkandığımız nokta; demokrasiye bakış açımız. Bu konuda hem sözle hem de icraatla yürüyeceğimiz epey bir yol var.

 

- Şu an terör konusu da ülke gündeminin başlıca sorunu. Önce sırayla patlamalar yaşanırken, daha sonra farklı bir yol izlenerek halk tarandı. Sizce bunun sonu nereye gidecek?

Yine meseleleri biraz tarihsel arka plandan biraz geriye giderek anlamak lazım. Anadolu şu an tüm tek Tanrılı dinlerin doğduğu yer. Doğal kaynaklardan fikir kaynağına kadar her şeyin merkezinin olduğu bir bölgedeyiz. Dolayısıyla Türkiye güçlü olmak zorunda. 3 kıtanın düğüm noktası olan bir coğrafyada , devlet kim olursa olsun güçlü olmak zorunda. Burada küçük devlet olmamış, hep büyük devletler tutunabilmiş. En son Osmanlı Devleri 600 yıl devam ettirebilmiş. Osmanlı bugün dünyaya ferman dinleten, dünyayı idare eden, sanayi kapitalizmine kafa tutan tek uluslararası aktördür. Batı kapitalizmine Osmanlı dışında ciddi bir meydan okuma olmamıştır. 1700'lü yıllarda Osmanlı Devleti tökezlemeye başlamıştır ve devamı gelmiş.

Terör niye var? Türkiye güçlenmesini tamamlayana kadar bu terör olayları olacak. Çünkü biz dostu da düşmanı da çok olan bir coğrafyada oturuyoruz. Bulunduğumuz coğrafyanın şartlarının gereği gibi politika gütmemiz gerekiyor, güçlü ve akıllı olmamız gerekiyor fakat şu gerçek ki; bölücü terör 1970'li yıllarda başladı. İlk toplumsal katliamını 1984'te yaptı. Gençleri, çocukları, beşikteki bebekleri katletti. Bu kadar sürede Türkiye'nin bölünemeyeceğini anlamış olmaları lazım. Kaldı ki bence Türkiye bölünmek gibi bir tehlikeye hiç düşmedi. Türkiye'de Türk ile Kürt bölünemeyecek kadar birbirine girmiş, kaynaşmış, bütün bir topluluk olmuş durumda. Artık bundan sonrasını tartışalım. Çünkü bu iş doğrudan doğruya ülkemize yapılan bir saldırı niteliğini almıştır. Başından beri öyleydi ama bazı itirazlar yapıldı. ''Burada Kürtler var'' denildi. Biz Kürtlerin bütün haklarını alarak yaşamalarından yanayız. Bunun geçmişte de örnekleri oldu ama şu anki PKK terörü Türkiye'ye doğrudan doğruya bir saldırıdır. Ben bu ayrımı Kürt entelektüellerinden de bekliyorum. İçerdeki Kürtlerin huzur içerisinde yaşamalarının farkını koymalarını istiyorum.

Bir de bu DAEŞ'in mahiyetini anlamak için 19. yy'da ortaya çıkan ''Vehhabilik'' çıkışına bakmak lazım. Aşağı yukarı aynı oyun oynanıyor. Sünni İslam içerisinde, Sünnilerle problemi olan bir örgüt olarak tasarlanıyor. DAEŞ'te aynı tasarıya sahip. Sünnilerin haklarını savunuyormuş gibi görünüp, Sünnileri hedef alan bir örgüt. Orada oynanan oyuna dikkat etmemiz gerekiyor.

"FETÖ MİLLETİMİZİN VİCDANINA ZEHİR BIRAKTI"

- Halkımızda toplu alanlara, alışveriş merkezlerine, parklara gidememe korkusu oluştu...

Türkiye'nin teröre karşı mukavemeti başından itibaren, Türkiye üzerine hesap yapanların hepsini çıldırtacak şekilde. Halkımız metanetli, sabırlı, sağduyulu olmalı ve terörden korkmamalıdır... Hatta terör halkımızda kardeşlik, dostluk, komşuluk, milli birlik ve beraberlik dediğimiz kavramları arttırdı. Türkiye'de her ailenin, bu vatanın oluşumuna katkı sağlayacak özel bir hikayesi vardır. Türkiye öyle bir devlet ki en küçük sevinç ya da en küçük bir üzüntü bizi birbirimize kaynaştırır, 15 Temmuz'da bunun bir örneğini gördük. Ortadoğu'da alışkanlık haline getirilen intihar saldırıları vs. Türkiye'ye de taşındı.

Bunların hedefledikleri Türk Milleti'nin metanetinin bozulması.Bu hainler Milletin teröre karşı paniğe yer vermeyen tavrını, tutumunu hedef aldılar. Benim gördüğüm bu durum, milletimiz arasındaki dayanışmayı kuvvetlendirdi. halkımız  kalabalık yerlerde korkmaya başladı. Yine de örneğin; Beşiktaş'taki patlamadan sonra neredeyse 20 gün her akşam yoğun ve coşkulu bir katılım oldu. Teröre en güzel cevap da bu olur.

İşte bu durum ülkemiz üzerine oyun oynayanları çıldırtıyor. Evladını vatana kurban edip ''Diğeri de feda olsun'' diyen eli ayağa öpülecek insanlarımız var. Bize düşen; onların o duygularına layık bir şekilde ülkeyi yönetmek.

 

- PKK ve IŞİD'ten sonra yeni bir terör örgütümüz de oldu. Bu örgütün gelişim sürecini ve ayıklanma sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

FETÖ'nün bize en büyük kötülüğü; milletimizin vicdanının yakın bir yerine zehir bırakması. Daha önce alışık olmadığımız türden, millet içerisinde bir yarılma meydana getirdi. Gizlilik bizim milletimizin alışkın olmadığı bir şeydir. Çocukluğumda hatırlarım, büyüklerimiz birbirlerine alıştıra alıştıra bir şeyler anlattıktan sonra dayanamayıp "Türk açığı ifade edeyim mi?" derdi. Çok hoşuma giden bir tabirdir. Biz hep açık bir millet olmuşuz. Bu adamlar bizim açık oluşumuza saldırdılar. Toplumda bir şeyi gizlemek, topluma saldırıdır. Bu gizliliğin üzerine bir de millete hizmet ediyormuş gibi göründüler ve ortaya insan olmayan, robota benzer bir şey çıkardılar. Ankara'nın üstünde uçan o pilot insan olamaz, ancak robot olabilir. Bunları çok temelden çürütecek faaliyetler yapacağız. İstihbaratımız, savcılarımız çalışıyor. Çoğunu biliyor, bilmediklerimizi de buluyoruz. Zararların kalıcı olmaması için çalışıyoruz. Zehirlerini öyle bir yaydılar ki, artık insanlar yardım ederken bile düşünüyor. Mikropları temizleyeceğiz.

YANLIŞ TERCİH, KADER VE MÜLKİYE!

Sayın Aydoğdu okul hayatını anlatırken, kaderin nasıl onu siyasete sürüklediğini de öğreniyoruz. Yanlış tercih sonucu "mülkiyeli" oluşunun hikayesini şöyle anlatıyor:

"Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Kimya Yüksek Mühendisliği bölümünü kazandım ve 2 sene okudum. Ortaokuldan itibaren sosyal konular benim ilgi alanımdı. Kendi bölümümde başarılıydım fakat bununla hayatımı devam ettiremem kanaatindeydim. 1978'de Hukuk Fakültesi'nde geçtim. Hukuk Fakültesi'nde 1 yıl okudum. 12 Eylül öncesi Hukuk Fakültesi'nden atıldım. O zaman sağcı öğrenciler fakülteye giremiyordu. Yönetim bizi okuldan kovdu. Birkaç yakın arkadaşım dışında kimse okuldan atıldığımı bilmiyordu. Tekrar sınava girdim. Benim tercihlerimin arasında "Siyasal Bilgiler Fakültesi" yoktu ama orayı kazandığımı öğrendim! ''Ben böyle bir tercih yapmadım'' diye itiraz ettim. Sonradan detaylıca bakılınca fark edildi ki "Hukuk" diye "Ankara Üniversitesi Siyasal"ı yazmışım. Yanlış kodlama… Kader. "

 

"NÜFUS SAYIMINI TARİHE KARIŞTIRDIK"

Aydoğdu geçmişi ile ilgili anekdotlar paylaşırken Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü görevine ayrı bir parantez açıyor. O dönemde yapılan hizmetleri şöyle anlatıyor: "2002 yılında AK Parti hükümeti kuruldu. Bizler hükümetin ilk atadığı genel müdürlerdeniz. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürü oldum. Allah milletimize hizmet etme fırsatı verdi. Şu an kullanılan kimlik paylaşım sistemini kurduk. Yine önemli çalışmalarımızdan biri olan adres sistemini kurduk. Bu fikri ilk dile getirdiğimde çok fazla itirazla karşılaştık fakat o günden bugüne hayli faydasını gördük. Nüfus sayımı denen şeyi tarihe karıştırmış olduk. Açılışını 2004'te Meclis'te yaptık. Şu an bir “tık”la Türkiye'nin nüfusunu öğrenebiliyoruz." 

 

"OKURUM, YAZARIM..."

Aydoğdu'ya özel hayatıyla ilgili bazı sorular da yönelttik. İlk cevabı, "Okurum, yazarım." oldu. Bu ifade aslında çok doğru, zira kendisi "Yalnızlık Muhatab İster" ve "Bize Velvele Düştü" adında iki kitabın yazarı. Milletvekilliği döneminde en çok şikayet ettiği konunun eskisi kadar okuyamamak olduğunu söyledi. Bir de düzensizlikten yakındı... "Erken kalkmaya,  gün ışığına göre yaşamaya alışmış biri olarak, sabahlara kadar süren toplantıların ardından yine erken kalkıyorum ve uykusuz kalıyorum." diyor.

 

YÜRÜYÜŞ TUTKUSU

Aydoğdu'nun bir başka tutkusu ise yürüyüş. Son beş yılda düzenli olarak yürüdüğünü ifade ediyor. "Araba kullanmayı sevmem, çok uzak mesafe olmadıkça her yere yürüyerek gitmeyi tercih ediyorum." diyor. Ailesinin bu tempoya bir tepki verip vermediğini sorduğumuzda ise "Artık alıştılar. Valilik dönemlerinde de benzer bir yoğunluk olduğu için sorun çıkmıyor." ifadelerini kullandı.

Reklam
Kaynak: HABER ANKARA ÖZEL RÖPORTAJ

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Ankara'da Helikopterler Uçuyor! Binlerce Polisle Dev Operasyon...
Ankara'da Helikopterler Uçuyor! Binlerce Polisle Dev Operasyon...
ASKİ AÇIKLADI! Bugün Keçiören'de 9 Saat, Çankaya'da 6 Saat Su Kesintisi Var!
ASKİ AÇIKLADI! Bugün Keçiören'de 9 Saat, Çankaya'da 6 Saat Su...