Hayal
Reklam
  • Reklam
Ataman Kalebozan

Ataman Kalebozan

Hayal

02 Mayıs 2017 - 13:59

 “Oldu paşam!  Bu yaşa gelmişsin daha iş güç sahibi olamamışsın. Bir de evleneceğim mi diyorsun? “

“Hee baba. “

“Ülen oğlum,  çek git gözümün önünden. Valla sumsuğumu iki kaşının ortasına çakıvereceğim şimdi.”

“Baba bir dinlesen beni. “

“Tövbe tövbe, estağfurullah tövbe. Elimden bir kaza çıkacak yeminle. Sen gitmiyorsan ben giderim. Otur sen ancak.” deyip tövbe üstüne tövbe çekerek sobanın üstündeki ibriği alıp odadan çıktı.  Abdest almaya gitti.  Babası giderken ayağa kalkan Hikmet,  bir elindeki kâğıt parçasına bir de giden babasına baktı.

“ Bu kâğıt parçası beni zengin edince görürüm seni.” dedi. Parmağını ağzında ıslatıp sehpanın üzerine hayali bir çizgi çekti.

“İşte buraya yazıyorum.”

Kâğıdı dikkatlice sehpaya serip incelemeye başladı. İnceledikçe sırtı dikleşti. Gözleri parladı. Hayalinde köyün en büyük evini aldı. Dayadı döşedi. Köyün kız babaları  “Benim kızımı al.” diye ayaklarına kapandı. Acıdı valla adamların haline. Bir iki kızı… Yok ya ne ikisi; üç beş kızı alıverdi. Her birinin kollarına dirseklerine kadar yirmi dört ayar bilezikler taktı. Boyunlarından göbeklerine kadar altın zincirler sardı. Hayal ettikçe ağzı kulaklarına vardı. Sedirde uyumaya başlamıştı ki;

“Kalk len Hikmet. Kalk da iki odun kır. Soba geçmiş. “ diyen annesinin dürtüklemesi ile uyandı. Esneyip gerindi. Bir iki sağına soluna döndü. Bin bir zahmetle yerinden kalktı. Paltosunu giyinip çıktı.

 “Bak oğlum, ben kazacağım. Sen de gözcülük yapacaksın. Başka da bir işe karışmayacaksın. Korkma avantanı da alacaksın.”

“Avantadan bahseden kim. Ben çarpılacağız diye tırsıyorum. Gece gece bu mezarlıkta işimiz ne? Hikmet, ben vazgeçtim bu işten. Altının da kuruşun da senin olsun. Gidiyorum. Benden bu kadar.”

Hikmet, beline kadar kazdığı çukurdan güç bela çıktı. Çamurlara bata çıka arkadaşına yetişti. Yalvardı yakardı. İkna etti. Tekrar mezarlığa geldiler. Arkadaşı elindeki feneri titrete titrete Hikmet’in kazdığı yere tutmaya devam etti. Üç Gulhü Bir Elham okudu. Mevtalara üfledi.

“Aha buldum.” diye bağırdı Hikmet. İşe daha bir sıkı sarıldı. Arkadaşı heyecanla feneri Hikmet’in söylediği yerlere tuttu.

İkisi birlikte zorlukla tabut şeklindeki tahta sandığı çıkardılar. Bir gören var mı diye etraflarına baktılar. Sessiz sessiz sevindiler. Hikmet:

“N’oldu ha, n’oldu? Hani gidiyordun? Ben sana demedim mi, hazineyi bulacağım diye.”

Arkadaşı çarpılmayı falan unuttu. Zengin olmanın hayaliyle sırıttı. Dişleri ay ışığında parladı.  Sudan şişmiş tahtaların çivilerini okuya üfleye gürültü yapmamaya çalışarak tek tek söktüler. Hiç zorlanmadılar. Acaba buldukları hazine ne kadar değerliydi? Çiviler söküldükçe içerden pis bir koku yükseldi. Ee yıllardır toprak altındaydı. Kim bilir hangi yer altı hayvanı içine girip de orada sıkışıp ölüp kalmıştı. Olacaktı tabii bu kadarı. Tahta sandığın son çivisini de söktüler. Birbirlerine baktılar. Tahta kapağı kaldırdılar. Suratlarına leş gibi tezek kokusu çarptı. Şaşırdılar. Sonra… Tabi ya alttaki altınları saklamak için üste tezek yığmışlardı. Vay uyanıklar vaydı. Elleriyle tezekleri alıp alıp kenarlara fırlattılar. Bir daha, bir daha, bir daha derken sandığın dibine ulaştılar. İkisinin de suratı simsiyah oldu. Tam o anda karşılarında durmuş kendilerine bakan beyazlar içinde bir aksakallı gördüler. Mevtalara saygısızlık etmişlerdi. Olacağı buydu işte. Çarpılacaklardı. Birbirlerine sarılıp yığılıp kaldılar. 

Hikmet, gözlerini açtığında karşısında anasını, arkadaşını bir de beyaz, uzun iç yün çamaşırlarıyla duran babasını gördü. Babasının ellerine sarılıp tövbeler etti. Bir daha mezarlıklara girmeyeceğine dair yemin billâh etti. 

“At, at biraz daha çil çil tezek at da kemiklerimiz iyice ısınsın Hikmet.” diyen babası bir yandan sırtını sobanın sıcaklığına doğru çevirirken bir yandan da oğluyla dalgasını geçiyordu.

Hikmet babasının, oynadığı oyunun hesabını elbet sorardı sormasına da; anaya ataya karşı gelenin işi rast gelmezmiş. Tam da hazine yeri gösteren yeni bir harita satın almışken hiç olmazdı. Hazineyi bir bulsun o zaman düşünürdü ne yapacağını. Parmağını ağzında ıslatıp sehpanın üzerine hayali bir çizgi çekti. Sedire devrilip sobanın sıcağında uyumaya başladı.

 

Ataman KALEBOZAN

atamankalebozan@hotmail.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar