Tribünün Gözüyle Ankaragücü Rüyası - Pony Park Güzel Ama...


Reklam
  • Reklam
Volkan Memduh Gültekin

Volkan Memduh Gültekin

Tribünün Gözüyle Ankaragücü Rüyası - Pony Park Güzel Ama...

04 Mayıs 2017 - 15:21 - Güncelleme: 08 Mayıs 2017 - 01:23

Ankaragücü şampiyonluğunu algılamak için tribünlerin ruhunu da anlamak gerekir.

 

Lise çağlarında Süper Lig'de mücadele ederken, sık sık Ankaragücü maçlarına giderdik. O zamanlar Maraton bomboştu, büyük maçlarda rakip taraftarlara verilirdi. Saatli kale arkası? Söz konusu bile değildi. Gecekondu kale arkasındaydı yine. Şu anki tüm gruplar ve tribün liderleri ise Kapalı'nın sağı ve solundaydı. ''Gecekondu seneye bina olacak!'' ya da ''Sosyete kapalı'' tezahüratları ile birbirlerine takılan taraftarlar, şampiyonluk hedefi olmayan ancak küme düşme sıkıntısı da çok çekmeyen bir tribünün temsilciliğini yapıyorlardı. Ardından hep birlikte ''Gece olsa gündüz olsa, Bursa olsa İzmir olsa, Trabzon'da İstanbul'da, bu taraftar hep arkanda'' tezahüratları başlardı. 

 

Sonradan, önce Maraton tribünün yarısı, ardından tamamı Ankaragücü taraftarına açıldı. Mücadeleyi sürdüren taraftarlar, Saatli Kale Arkası tribüne çok sonraları yerleşebildi. Ve artık tüm tribünler Sarı-lacivert renklere bürünmüştü. 

 

Tribünler genişledikçe takım türlü sıkıntılarla karşılaşıyordu. Yüzyılını devirmiş koca kulüp, 3. basamak dediğimiz 2.Lig'e kadar gerilemek üzereydi. Taraftarlar, borç içindeki kulübe bazen koli koli su alıyordu, bazen çuvalla patates. Haber Ankara olarak kulübü gündemde tutmak için çok uğraştık. O zaman ki gücümüz de yeni kurulduğumuz için şimdiki gibi değildi tabi. Klasspor, Sporanki gibi yerel birkaç spor sitesi gündemden düşmemesi için çabalayan bizim gibi diğer medya kurumlarıydı. Bakmayın şimdi gazetelerde, hatta ulusal kanallarda boy boy Ankaragücü haberleri yer almasına. Başarı gelince kolay bu işler. Kötü dönemde şehrinin takımına sahip çıkan yine şehrin kendi yerel medyasıydı.

 

Yerel medya, özellikle Ankaragücü ruhunu bilen yerel medya vazgeçmedi. Başkanlık koltuğuna gelen Mehmet Yiğiner de vazgeçmedi. 2013 yılında kendisi hakkında yazıdğım "Ankaragücü'nü Ayağa Kaldıran Adam" başlıklı yazı, daha kendisini tanımadan kaleme aldığım, bir tribün gözlemcisinin notları kabul edilebilir. Şehir de bir bilinç oluşturuluyordu ama siyaset, sivil toplum, bürokrasi gibi alanlar bu duruma hala gözlerini kapıyordu. Yine de vazgeçilmedi ve dört buhranlı yılın ardından başarı geldi...

 

Yerel medya, Mehmet Yiğiner, yönetim, köklü kulüp... Bunların hiçbirinin emekleri yadsınamaz. Ancak bir gerçek var ki, Ankaragücü'nü yeniden şahlandıran, vazgeçmemeleri hayati derecede önemliylen bırakın vazgeçmeyi, hep ileri hamle yapan taraftardı. Bu kulübü yeniden gündeme taşıyan, Gümüşhane maçı sonrası, İstanbul'da görmeye alışık olduğumuz görüntüleri Esenboğa'da yaşatıp binlerce kişi takımına sahip çıkan, dikkat çeken, destek veren taraftar.

 

Kulübe de sahip çıktılar, aralarından birileri polisle yaşadığında da sahip çıktılar, gördükleri yanlışı tribünlere yansıtarak eleştiri de yaptılar. "Kayseri'de 25 bin Ankaragüçlü" diye attığımız başlıklara konu olmuş taraftar, ancak şampiyonluğu hakedebilirdi. Eleştirdiler, kimi zaman yönetimle araları da kötü oldu. Ama hakkı verileceği zaman tüm stadı ''Büyük Başkan'' diye inletmelerine de şahit olduk.

 

Şirketleşmiş, kulübün yönetimine müdahale isteği varmış, çok gündeme gelmiş... Bunlar boş. Çok net bir şey var ki, Ankaragücü'nde öncelik tribünlerin gönlüne girebilmekte. O olmadıktan sonra aşı tutmaz.

 

Asırlık kulübe, yönetimine, Başkan'ına, yerel medyasına ve taraftarına büyük bir alkış gerekir.

 

Yıllar sonra, bu içine kapanık, kozmopolit şehre ''Ankaralılık'' bilincini hatırlattıkları için. Bir arada olmanın, kentini savunmanın, Başkent olmanın mutluluğunu herkese gösterdikleri için. Ankara hakkında cılız çalışmalar hariç hiçbir girişimi olmayan yerel siyaset cenahına, en azından bir hareket kattıkları, maçlara getirecek kadar baskı kurdukları, Ankara'nın ulusal değil de yerel değerlerinin de ne kadar etkin olduğunu sergiledikleri için...

 

Evet, şampiyonluğun nasıl kutlanacağını bilmeyen bir taraftar kitlesi. Hiç yaşanmamış ki. Evet, biraz hırçın, kalıba sığmaz. Ama gündemi de onlar belirlemedi mi? Bu özellikleri değil mi aslında Ankara'nın gücünü ortaya koyan? İşte bu şampiyonluk o yüzden tribüncünün gözünde bambaşka bir rüyadır.

 

Şimdi destek zamanı... Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar'ın destek açıklamaları bu noktada önemli. Belediyelerin desteği önemli, ancak artık milletvekilleri, Bakanlar ve hatta Cumhurbaşkanlığı da devreye girmeli. Burası 100 yıllık bir spor kulübü, yüzlerce gencin spor yaptığı bir fabrika.

 

Ve en önemlisi...

 

Taraftarının sevdası...

 

PONY PARK GÜZEL AMA...

Çankaya Belediyesi 100.Yıl'da ''pony'' tipi sevimli atlardan oluşan bir park kurdu. Hem çocuklara hayvan sevgisi aşılanıyor, hem de atcılık eğitimi veriliyor. Çok orijinal bir fikir. Hatta Haber Ankara'da o kadar ilgi gördü ki, muhtemelen "Haber Ankara 4.Yıl Ödül Töreni"nde hak ettiği karşılığı da alacak gibi. 

 

Ancak bir sorun var. Buradan Belediye Başkanı Alper Taşdelen ya da yetkililerine iletelim. Bu parkta ata binmek için satın alınan fişin bulunduğu kantin çok pis. Yerler bakımsız. Personel iyi niyetli ancak gittiğimizde adeta kantinde piknik yapılan bir aile ortamı vardı.

 

Böyle orijinal fikre ve kaliteli bir yatırıma o görüntü yakışmıyor. Oradaki personel uyarılmalı ve daha nezih bir ortam sağlanmalıdır.

 

Bir de... Pony at ile sanırım 4 ya da 5 küçük tur atmanın bedeli 15 TL. Aileler çocuklarına kıyamaz ancak belediyecilikte en önemli söyleminiz ''Sosyal belediyecilik'' ise bu noktaya da dikkat edilmesi gerekiyor. Sanırım bu durum belediyeye çok fazla yük getirmez. 

 

İLLA MAGANDANIN KAÇMASI MI GEREKLİ?

Bir grup site sakininin bize ulaştığı üzere, olay Pazar günü akşam 22.00 sularında Beysukent'te gerçekleşiyor. Beysukent'i Ümitköy'e bağlayan tepede üst üste birkaç gün silah ateşlenmesi üzerine bölge sakini, Beysukent'te bulunan Polis Noktası'nı arıyor ve yardım istiyor. Telefona çıkan polis, şikayet üzerine hemen harekete geçmesi gerekirken "155'i arayın, tek ekibimiz var, buradan bizim ekibi sevk etmemiz 2-2,5 saat sürer." diyor. Şikayetçi vatandaş, ''Arkadaşım, bakın size çok yakında silah sıkılıyor ve size çok yakın. Evimizde bize ateş etseler 2-2,5 saatte mi gelecek? Adamlar kaçmadan ekip göndermeniz gerekmez mi? Sizin ekip yönlendirmeniz daha etkili olmaz mı?'' diyor. Aldığı cevap ise, ''Ben senin nereden arkadaşın oluyorum, arkadaşım deme bana!''

 

Tabii ki silahı ateşleyen kişiler yakalanmıyor. 155'i arayan site sakinlerinin ihbarı üzerine yaklaşık 1 saat sonra polis ekibi geliyor. Olay kapanıyor.

 

Peki polisin işi, kendi mıntıkasında bulunan bir vatandaşın şikayetini hemen değerlendirmek değil mi? İlla magandaların kaçması mı gerekli? 

 

Volkan Memduh GÜLTEKİN

volkangultekin@haberankara.com

 

 

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Kamil
    3 hafta önce
    Evet ben de aradım bir sonuç çıkmadı , aynı araç aynı yere gece saat 2 ye kadar sürekli geldi gitti ve çevreyi rahatsız etti ..

Son Yazılar