Eksiltili Tümceler


Gürültü kirliliğinin tam da ortasında kalmışçasına ağrır kimi zaman gözlerimizin çizgileri. Fırça darbeleriyle kopup giden saç tellerimiz gibi dökülür bu günümüz dünümüze. İstesek de dönemeyiz artık her an yanımızdan uzaklaşan şu anımıza. Geçip gidenimize. Kalakalırız eksiltili tümcelerimizin sonundaki üç noktalarda. Bakakalırız dünler devşirilirken yarınlarımıza. Eksiltili tümceleri tamamlamanın bir yolu yok mu acaba ya da üç noktaları teke indirmenin bir yolu bulunur mu? "Bilmeyiz…" der, omuz silker ve bu kelimenin sonuna da üç nokta koyarız. Üç nokta kirliliğinin tam da ortasında "Kim boyamış?" deriz yüz çizgilerimizi bizim için. Korkarız. Bir kalem var mıdır acaba, siyahları beyaz yapacak ve eksiltili tümcelerimizi beyaza tamamlayacak? Bir silgi var mıdır acaba üç noktalarımızı silecek? Elimiz çenemizde öylece düşünürüz. Bazen de elimiz belimizde hesap soracak birini bekleriz. O noktalarda sek sek oynasak, gitsek hayatın en başına olmaz mı, deriz şu anlarımızı harcayan o anlarımıza. En yeni baştan yazabilir miyiz beğenmediklerimizi? Tamamlayabilir miyiz, tamamlanamayan eksilenimizi? En hasta olduğumuz anlarda sunulan, bir bardak taze sıkılmış portakal suyu misali iyi gelir mi açık yaralarımıza basılan tuz? İşte böyle böyle sorgular dururuz. "Akşam bana gel, yemek yaparım sana." desek, "İnanmıyorum ya, deli misin? Üstelik bu soğukta." diye karşılanırız. Burkuluverir bir yanımız. Hayata dair şovlar Murat131’le uzaklaşırken yanımızdan; üstelik düz vites. Biz geriden bakarız egzoz dumanına bürünmüş, baston yutmuş gibi duran insanlığımıza. İnsanlıktan çıkıyım mı abi, desek olmaz şimdi. Yakışmaz bize abiler tepemizde dikilir durur. Bize de Murat 131’in mazotunun bitmesini beklemek düşer. Bir o yana bir bu yana salına salına birbirimize baka baka bekleşir dururuz; tok evin aç kedileri misali. “Tok dedeler, tok dedeler/ Siz toksunuz da/ Biz aç mıyız?” der miyiz ki? Yok demeyiz. Dut yemiş bülbülü idol yapar, dutu yemesek de susarız. Böyle işte. Grileşmiş yüzüyle bakar bize "düşünürüz"lerimiz. Bu yazımın sonunun gönlünüzce olamayacağı gibi hayata dair yaşanacakları da istediğimiz gibi tamamlayamayız bazen ve devam ederiz yaşamaya ya da her ne diyorsanız ona; hepsi aslında bir olana. Çöpe dökülen kokmuş yemek misali dökülür şimdilerimiz sonralara. Daha az önce çalınan yarınlarımıza. Ya sonra? Bağımlıların titrediği elleri gibi titrer hayatımız. Karanlıkta bir başına bırakılan küçük bir kız çocuğu misali bakar gözlerimiz kara kara. Oysa çamlar yeşil olmaz mı her mevsim. Fark etmediniz mi? Eksiltili tümcelerinizin de tamamlanabileceğini hiç düşünmediniz mi? Bu gün gidip yarın gelseniz de o üç noktalı tümce hep sizin olacak bilesiniz. Geç olmadan, gönlünüzce tamamlayınız lütfen.