Anaların Yüreği Ayaklandı ve Kazanacak


Türk kamuoyu günlerdir Diyarbakır’da annelerin yüreğinden çıkan feryada tanıklık ediyor. Evlatları kandırılan, dağa kaçırılan analar, gözyaşları içinde “Evladımızı istiyoruz” diye haykırıyor. Hepsi samimi, hepsi acılı, hepsinin bir yanı eksik ama hepsi umutlu ve kararlı bir duruş sergiliyor. Bu duruşu her anne babanın, vicdanı olan herkesin ayakta alkışlaması ve onlara destek olması gerekir.

HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önüne gelip, kapıları tekmeleyerek meydan okuyup oğlunu geri getirten Hacire ana, diğer anne babalara da umut oldu. Sadece anne babalara mı? Siyasete de umut oldu ve yeni bir kapı açtı. Evlatları kandırılarak dağa kaçırılan anne ve babalar, çocuklarının fotoğrafları, yüreklerindeki hikayeler ve gözlerinden dökülen yaşlarla nöbet tutuyor. Surda gedik açıldı bir kere… Anaların çığlığını dünya duydu. Ama yanı başlarındaki HDP’li siyasetçiler, yöneticiler duymadı, duymak istemedi. Çünkü onlar Kürt bir anadan en ağır tokadı yediler. Ne diyordu Kürt analar? “Diyarbakır’da genç bırakmadınız. Bizim çocuklarımız ya dağda ya da mezarda. Size verecek çocuğumuz yok. 30 yıldır bu oyun sürüyor. Başlarım sizin

 Kürdistan’ davanıza. Bunlar koltuklarda, çocukları lüks okullarda. Yeter artık, insanlar gözlerini açsın…” HDP’liler bu isyanın altında ezilmiştir. Her fırsatta çıkıp “Biz Kürt halkının haklarını savunuyoruz” diyen HDP’ye en büyük tokadı Kürt analar attı. HDP Diyarbakır İl Başkanlığına gelen milletvekilleri o anaların yüzüne bakamıyor. Aydınlar, sanatçılar, sporcular, siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler, hukukçular bu olayda bile ikiye ayrıldı. Bu olaylardan nemalanmaya, anaların gözyaşlarını istismar etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Gözyaşının rengi aynıdır efendiler! Orada akan gözyaşı ne siyaset malzemesi olur ne de ideolojik farklılık taşır. Orada akan gözyaşı, 9 ay boyunca bin bir türlü zorluklarla karınlarında taşıyıp dünyaya getirdikleri öz evlatlarına kavuşmanın hasretiyle yanıp tutuşan ve hatta “yalvaran” annelerin yürek yangınıdır. Düşünün; 4’üncü sınıfı bitiren Azat dağa çıkmış/çıkarılmış. Şimdi 14 yaşında. Bir yıl önce “Kurtarın beni, kaçamıyorum” diye yardım çığlığı atıyor… Müslüm askere gidiyor. Orada kaçırılıyor... Vahid çobanlık yaparak evini geçindiriyor. Beynini yıkıyorlar, dağa çıkarıyorlar. Öyle ki evladını isteyen ananın kafasına silah dayıyorlar… Mustafa orucunu tutan, Kur’an okuyan, etrafında dindarlığıyla bilinen bir çocuk. DAEŞ’e karşı “cihat”la sevap kazanacağına inandırılıp götürülmüş… Ve nice acı hikayeler… Anne babalar televizyonlardan haykırıyor: “İnsan haklarından dem vuranlar, her yerde insan haklarını savunanlar! Kendi öz evladını isteyen ana babalara da o insan haklarının kenarında köşesinde hiç yer yok mu? Bizim yediğimiz acı, içtiğimiz acı. Biz evladımızı istiyoruz. Allah Peygamber aşkına bize evladımızı getirin…” Bundan daha doğal bir talep olabilir mi? Eğer bu çığlıklar karşısında HDP çıkıp bir şey söyleyemiyorsa, bölgede ciddi bir “PKK vesayeti” var demektir. Ama biliyoruz ki bu tabloyu oradaki halkın cesareti ve devletimizin terörle kararlı bir şekilde süren mücadelesi değiştirecek. Siyaset yüzünü Ankara’ya dönmese de bölge halkı yüzünü Ankara’ya çevirip sorunlara ortak çözüm aramak istiyor. Kimse bunu başka amaçlar uğruna feda etmemeli. Hacire ana ve diğer ailelerin direnişi herkesçe desteklenmelidir.