Bahçe


Sıradan biriyim ben. Herkes gibi yaşıyorum. Sabahları tereyağına yumurta kırıyorum ve kızarmış ekmekle yiyorum. Güne çok erken başlıyorum. Erken kalkarım ki banyomu yapmaya, tıraş olmaya zamanım kalsın. İşyerindeki arkadaşlarıma karşı çok saygılıyımdır. Daha bir gün olsun işe pejmürde gitmişliğim görülmüş değildir. Her daim mis gibi kokarım. İş yerim çok kalabalıktır. Akşama kadar dosyaların içinden başımızı kaldırmayız. Arkadaşlarım, müşterilerim bana selam vermeden geçip gitmezler. Muhakkak iki çift laf ederler benimle.


Kötü biri değilim kesinlikle. İş arkadaşlarım beni sessiz bulurlar, bu sessizliğime rağmen gittikleri her yere de davet ederler. Çünkü onların anlattığı her şeyi dikkatlice dinlerim. Arada bir başımı sallayarak anlattıklarını tasdiklerim. Üzüntülü anlarında teselli ederim. Cuma namazına giden arkadaşlarıma da, bara pavyona giden arkadaşlarıma da eşlik ederim. Severler beni. Ben de onları severim. Bayan iş arkadaşlarım tuvalette makyajlarını tazelerken ben onların yarım kalan dosyalarını bitiririm. Onların içtenlikle bana ilettikleri teşekkürleri utanarak kabul ederim. Ne olacak, sanki elime mi yapışacak? Her akşam eve aynı saatte dönerim ve mutlaka on bir numaradaki Neriman Teyzeye fırından sıcak ekmek alırım. Ekmeği verirken halini hatırını sorarım.


Apartmanın en alt katında oturuyorum. Mutfak kapım bahçeye açılıyor. Bahçeyle uğraşmayı çok seviyorum. Rengârenk çiçeklerim var. Her birine ayrı bir özen gösteririm. Yabanıl otlarını ayıklar, onlarla konuşur, sularını hiç ihmal etmem. Onlar da bu ilgim karşısında şımarırlar. Etrafa çeşit çeşit kokular salarlar. Komşu kadınlar bayılırlar bahçeme. Hep benden çiçek tohumu isterler.


Evim derli topludur. Temizliği severim. Her pazar yaz demem kış demem pencereleri sonuna kadar açar, evi havalandırırım. Evli değilim. Hanım arkadaşım da yok şu aralar. Vardı aslında bir tane; kumral saçlı, minyon, bal rengi gözlü. Onu az evvel öldürdüm.


Evet öldürdüm.


Parmaklarımı boynuna dolayıp sıktım. Önce çırpındı biraz, karşı koymak istedi bana. Çırpınırken suratımı çizdi tırnaklarıyla. O zaman daha çok kızdım ona. Parmaklarımı daha güçlü sıkmaya başladım. Güçlüdür parmaklarım benim. Yıllardır daktiloda yaza yaza parmak kaslarım çok güçlendi. Ben, boğazını bir tavuğu boğazlarcasına sıkarken o bal rengi gözlerini önce koca koca açtı, sonra gözlerinin rengi kayboldu. Geriye beyazları kaldı. Son nefesini verip vermediğinden emin olamadığım için boğazını biraz daha sıktım. Sonra onu öylece bırakıverdim. Daha çok tutmaya takatim kalmamıştı. Halımın üzerine, ayaklarımın dibine boş bir çuval gibi düştü.

Bir süre olduğum yerde nefeslendim. Mutfağa gidip dolaptan buz gibi su çıkardım. İçerek tekrar odaya döndüm. Hâlâ bıraktığım yerde utanmazca yatıyordu. Saçlarının kumralı, desenlerin üzerine tüy hafifliğinde saçılmış, yeni desenler oluşturmuştu. Saçlarını çok severdim, kumral rengine bayılırdım. Bazen kuaföre gitmez saç boyalarını alır bana getirirdi. Ben de boyardım. Bir yandan da sohbet ederdim. Anlattıklarım hoşuna gider, beni sessiz sessiz dinlerdi. Şimdiyse yerde ayaklarımın dibinde öylece yatıyor.
Boğazını sıkmaktan parmaklarım acımış. Parmaklarımı iç içe geçirip kaç kere çıtlattım ama nafile geçmedi sızıları. Yaşamayı çok severdi.
Evet, tabii ya severdi.


Her ay benden yaşama dair canlılığını artıracak bir şey isterdi. Kâh çarşıda gezerken gözüne ilişen kırmızı bir ayakkabı, kâh arkadaşının alıp da kendinin pek beğendiği yılan derisi çanta. Üstelik fiyatı neredeyse benim iki kuruşluk maaşımın yarısı kadar olan bir çanta. Ya da benim giymesini istemediğim o dar eteği aldırtırdı bana. Ne kadar utanırdım tezgâhtar kızlardan. Utana sıkıla istediklerini alırdım. Hep zorlardı beni böyle harcamalar yapmam için. Eğer onun isteklerine boyun eğer her dediğini yaparsam hemen boynuma sarılır, beni türlü güzel sözlerle mutlu ederdi. Hele bir dediklerini yapmayayım her ne hikmetse anında annesi hastalanırdı ve benim yanımdan asık suratla çeker giderdi. Giderken bana bir Allahaısmarladık demeyi çok görürdü. Onunla yeniden barışmak için günlerce dil döker, sonunda bir hediye ile gönlünü alırdım. Ne yapayım ben de annesi hastalanmasın diye her isteğine boyun eğerdim. Ah canım sevgilim benim, hediyeler aldıkça yanakları al al olur, sevinçten ne diyeceğini bilemezdi. Ben utanıp yerin dibine geçtikçe o gözlerinin bal rengini devşire devşire arsız kahkahalar atardı. Bak, yalanım varsa şurdan şuraya gitmek nasip olmasın; deli gibi severdim ben onu.
Şimdi bakıyorum da yerde ayaklarımın dibinde ne kadar uslu duruyor. Kumral saçları olduğu yere serilmiş. 


Ah sana olan zaaflarımı nasıl da kullandın.


Ne yaparsan yap her defasında kendini bana affettirmeyi bilirdin. Her kusurunla kabulümdün sen benim. Bana gelişlerin, her gelmende üzerinde gördüğüm yeni bir saat, kolye, yüzük ve çorapların alınma hikâyeleri, her şeyin her şeyin kabulümdü. Hatırlıyor musun bir defasında sana öyle bir tokat atmıştım ki yere düşmüş ve gözünden fışkıran yaşlarla kahkaha krizine girmiştin. Hiç umursamamıştın benim tokadımın acısını. İçimin acısı ise senin oyuncağındı. Sen de tıpkı diğer kadınlar gibiydin. Hiç biriniz umursamamıştınız beni. Hiç biriniz… Düştüğün yerden bana uzanıp “Vur, vur hadi daha çok vur. " demiştin. Ah sen, sen ve senin kadınsı hilelerin. Beni hep yenik duruma getirirdin. Hadi, hadi şimdi de kalk. Kalk ve bana yine laflar söyle. Ağla hadi ve "Sık boğazımı yine sık, sık hadi" de. Hadi alay et benimle. Beni, diğer adamlarla kıyasla. Kalk. Kalk hadi. … Kalkamazsın değil mi? Bu sefer işin bitik senin. Yat orada öylece işte.


Ah bebeğim benim ya, canını fazla yakmadım değil mi? Acısız bir ölüm olsun istedim. Sıkıverdim boğazını işte. Halıma serilmiş bu soğukluğunla bile ne kadar güzelsin. Üzerin açılmış, beyaz yüzün ışıldıyor gün ışığında. Üşüyor musun yoksa? Titriyorum bir an. Az evvel boynuna sıktığın parfümün kokusu hala duruyor. Ben almıştım o parfümü sana. Beni nasıl da kandırmıştın. Durmadan doğum günün olurdu zaten! Ve ben de durmadan inanırdım sana. Artık bu parfüme de her ay kutladığın doğum günlerine de ihtiyacın yok senin. Artık senin kaprislerine, oyunlarına, yalanlarına boyun eğmek de yok! Duyuyor musun beni? Hazır mısın bahçemdeki yerine çiçeğim?
Bahçeyi kazmak için bu gece çok güzel.


***


Bugün pazar. O kadar sevinçli ve heyecanlıyım ki anlatamam. Misafirim var. Epeydir bakışıyorduk onunla. Nihayet cesaret edip tanıştım kendisiyle. Bir iki defa dışarıda buluştuk. Bu gün de bana gelmeyi kabul etti. İçim nasıl da pır pır ediyor. Onun yanında ellerim titremez inşallah. Kapı çaldı, uçarak gidiyorum kapının koluna doğru. Tanrım ne güzel gülümsüyor. Ağzı, dişleri, sarı saçları ne güzel. Arka bahçeye kurduğum masaya buyur ediyorum kendisini. Masada ona sürekli gülümsüyorum. Kendimi gözlerine bakmaktan alıkoyamıyorum. Ben yine âşık oluyorum. Sohbet ede ede yiyoruz yemeklerimizi. Yemekten sonra bahçemi gezdiriyorum. Yan yana yürüyoruz çiçeklerin arasında. Ona uzun uzun anlatıyorum çiçeklerimi ve adlarını. Elinden tutup oradan oraya sürüklüyorum, heyecanla. Kokularını içine çekiyor. Bak diyorum, “Şu köşedeki güller Şeyma gülleri, şu ortadaki menekşeler Hülya menekşeleri, şu duvarı kaplayan sarmaşık Nurcan sarmaşığı, buradaki kır çiçekleri de “Bal gözlüm çiçekleri” diyorum. Yere eğilip bal gözlüm çiçeklerinden bir tane koparıyor. Gülümseyerek saçlarına takıyor. Kızıyorum ama ne bilsin benim çiçeklerime olan düşkünlüğümü. Affediyorum onu ne de olsa bu daha ilk günü.


Hoş geldin.


Hoş geldin bahçeme sarı çiçeğim!

 

 

Ataman KALEBOZAN

 atamankalebozan@hotmail.com