Sözde Paraleller, Özde Yamuklara Karşı


MHP, Türk siyasal hayatının as oyuncularından biri olmuştur her daim. Bu fırkanın (party) gücü hiçbir zaman sahip olduğu milletvekili sayısı ile ölçülmemiş; etki alanı ülke sınırlarının dışına kadar taşmıştır. Hatta diyebiliriz ki yurt dışındaki sevenlerinin, taraftarlarının sayısı; yurt içindekilerden bile daha fazladır. Özellikle de Azerbaycan, Türkmeneli, Balkanlar ve “gurbetçi” olarak -başta Almanya olmak üzere- Avrupa ülkelerinde bulunan soydaşlarımız arasında bu fırkaya gönül verenlerin oranı oldukça yüksektir.



Kurultay tartışmalarının gölgesinde, hassas (critic) bir dönemden geçen MHP’de bizim “özde hilâller” olarak nitelendirdiğimiz, Balgat’taki genel merkez müdavimlerinin ise -sözde- paralelciler olarak yaftaladığı muhalifler ile yine muhaliflerin -özde- yamuklar olarak adlandırdıkları genel merkez müdavimleri arasındaki yarışta Devlet Bahçeli ve tayfasının (taife) ağır bir yenilgi alacağına kesin gözüyle bakılıyor. MHP içindeki yozların, yozlaşmışların elenmesinin, ayıklanmasının gerekliliğine inanan MHP tabanında yıllardır dillendirilemeyen bir hoşnutsuzluk içten içe kaynayan taş kazanlar gibi Ülkücülerin yüreklerini sıkıp; boğazlarını yakıyordu zira. Ama Bahçeli ve tayfasının (taife) bu kadar dramatik bir sonla karşı karşıya kalacağını siyaset bilimi ile uğraşanlar bile tahmin etmemişti. Bir dönem, İçişleri Bakanlığı da yapmış olan Avşar Türkmen’i Meral Akşener Hanım başta olmak üzere, kurduğu stratejik araştırma kuruluşu ile ülke insanına yeni ufuklar (vision) kazandıran bir akademisyen olan Kızılbaş Türkmen’i Sinan Oğan Bey’e ve devletin en hassas kurumlarında hocalık yapmış olması hasebiyle devleti, kılcal damarlarına kadar tanıyan Ümit Özdağ Bey’e “yolunuz açık olsun” demek, demokrasinin bir gereğidir. Yerel idareler konusundaki bilgi, beceri ve tecrübesi tartışılamayacak kadar aşikâr olan Mansur Yavaş Bey’in de artık biran önce bu üçlüye katılmasını ve ülkücülerin özlediği, beklediği kare asın oluşmasını can-ı gönülden diliyoruz.



Hâlihazırda başta bulunan Devlet Bahçeli’nin şahsından kaynaklanan bir algı yüzünden, derin devlet güdümünde bir fırka görünümü arz eden MHP’nin artık bu şaibeden aklanması; Turgut Sunalp’ın, Milliyetçi Demokrasi Partisi macerasından da ders çıkararak “köstekli at” hallerinden kurtulması gerekiyordu. Son gelişmelere bakılırsa kurtulacak gibi de görünüyor. MHP’nin, -başta Türkiye olmak üzere- Türk Dünyası için hayatî öneme haiz olduğunu ve özellikle bölgemizde ve Türk Cumhuriyetleriyle olan ilişkilerde AKP’nin yanlış ve ruhsuz politikaları sonucu oluşan hayal kırıklıklarını tamir ve telâfi edebileceğini düşünüyoruz. Dahası dikdörtgen prizma şeklindeki ayakkabı kutularıyla ve “yedi kollu şamdanı” anımsatan eski teknoloji ürünü ampullerle özdeşleşmiş AKP’lilerin de, MHP Genel Merkezine çöreklenmiş ve adları şimdiden “yamuk”a çıkmış olan Balgat serkeşlerinin de defterlerinin dürülmesi, ülkenin ve milletin bekâsı için elzemdir diyenlerin, bu noktada zerre kadar kuşku duymayanların oranı da her geçen gün artıyor gördüğümüz kadarıyla.



“Yiğidi öldür ama hakkını yeme” düsturundan hareketle, Ülkücülerin bu millete ve bu ülkeye olan sevdalarının, bağlılıklarının (sadakat) hakkını teslim etmek durumundayız. Bununla birlikte Ülkücü camianın da artık yeni bölünmeler, parçalanmalar yaşamaması gerekiyor. Tam aksine -Büyük Birlik Partisi başta olmak üzere- Ülkücü gelenekten gelen çeşitli kuruluşların biran önce tek çatı altında toplanmaları da hakeza. Böyle büyük çaplı bir birleşme, bütünleşme de ancak ve ancak MHP çatısı altında ve yeni bir yönetim, yeni bir kadro hareketi ile mümkün olabilir. Bu noktada Meral Hanım, çağımızın Hayme Hatun’u olup; tabanı ve teşkilatları birleştirebilir. Sinan Oğan Bey, Alevî-Bektaşi iklimde yaşayan soydaşlarımızın MHP’ye karşı çeşitli sebeplerden dolayı oluşmuş önyargılarını ortadan kaldırabilir. Harp akademilerinden, Polis akademilerine; Diyanetin yeniden yapılandırılmasına kadar çok çeşitli devlet görevlerinin içinde bulunmuş Ümit Özdağ Bey, devlet kurumlarıyla ilişkileri yönetebilir dahası AKP döneminde epeyce bir yozlaşan bu kurumlara çeki düzen verebilir. Seçimlerde, “hemşericilik” anlayışı ön planda bir seçmen görüntüsü (profil) sergileyen Karadeniz Bölgesine Koray Aydın Bey iyi bir mesaj olabilir. Gün Sazak Bey’in oğlu Süleyman Sazak, 12 Eylül öncesinde Ülkücü camia içerisinde bulunmasına rağmen sonradan Anavatan, Doğru Yol gibi fırkalara kaymış kesimlerde bir ahde vefâ duygusu uyandırabilir. Mansur Yavaş Bey, sağın tüm kesimlerinden ve merkez soldan oy kazandırabilir. “Doğunun başbuğu” lakaplı Yılma Durak Bey, Sinan Oğan Bey’le birlikte Doğu Anadolu’da kaybedilen seçmen kitlelerini geri getirebilir. Bu süreçte Namık Kemal Zeybek, Enis Öksüz, Hüsnü Yusuf Gökalp, Osman Durmuş gibi bakanlık yapmış isimlerin de aynı karede yer almaları sağlanmalıdır bu arada. Yine etkili bir hamle de Aziz Sancar’dan, Ozan Ârif’e… bilim ve sanat dünyasından, Ülkücü harekete mal’olmuş onlarca ismin de desteğinin alınması olacaktır. Haliyle Ülkücülerin bu kurultay sürecini birlik-beraberlik içerisinde atlatmaları ve genel merkeze bir çeki-düzen vermeleri halinde hem MHP hem de Türkiye kazançlı çıkacaktır. Şimdilerde kulağımıza gelen gürültü-patırtılar, tek başına bir MHP iktidarı ya da en azından % 60’lık temsil gücüyle, güçlü bir MHP-CHP birlik hükümetinin ayak sesleridir belki de, kim bilir?



Haddizatında siyasetten hazzetmemekle birlikte, sıradan herhangi bir vatandaş gibi MHP’deki gelişmelerin sonucunu merak ediyoruz dostlar. Dahası milletimizin birliğini, ülkemizin bütünlüğünü her şeyin üstünde tutuyoruz. Sözün kısası (vel’hasıl-ı kelâm) gayesi de kaygısı da “Büyük Türkiye” olan bir Avşar Türkmen’i olarak, pîrimiz Hacı Bektaşi Veli Hazretlerinden ilhâmla, milletçe “Bir olalım, iri olalım, diri olalım.” diyoruz. “Türk, sağ oldukça mutlaka kendine bir otağ bulur.” diyen Mevlâna Celâleddin Hazretlerinin umuduyla, daha da öncesinde “Türk milleti, cihana hâkim olmak için yaratılmıştır.” diyen Pîr-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevî’nin muştusuyla yola devam edilmesinin gerekliliğine inanıyoruz. Ve dahi “Mevlâ’m görelim neyler. Neylerse güzel eyler.” ikrârı ile birlikte sözü, Oğuzların çerağı Yûnus Emre’ye bırakıyoruz:



Gelin tanış olalım.
İşi kolay kılalım.
Sevelim, sevilelim.
Dünya kimseye kalmaz.

 

 

 

 

 

Aziz Dolu Atabey

http://azizdolu.blogcu.com/