Mimarlıkla yazarlığın harmanlandığı bir yolculuk

Mimarlıkla yazarlığın harmanlandığı bir yolculuk

Mesleği mimarlık olan ancak içindeki yazma tutkusuna engel olamayan bir kadın Esmahan Devran İnci… Sizler için hikayesini dinleyerek kitap yazma serüveni hakkında konuştuk.

27 Nisan 2020 - 15:44 - Güncelleme: 27 Nisan 2020 - 16:03

Kendini uzun bir yolun başında olan, gönüllü bir yolcu gibi gördüğünü ifade eden Esmahan Devran İnci, yazmanın bir dürtü olduğunu ve bu dürtüyü taşıyanların bir şekilde yola koyularak kendi yol haritasını çizeceklerini söyledi. 


Okuyucularımıza kendinizden bahseder misiniz?

Kendimle ilgili söyleyeceklerim hayatın akışkanlığıyla orantılı şekilde sürekli değişiyor. Sabit kalanlardan bahsetmek gerekirse, Ankara’da yaşayan, mimarlık yaparak hayatını kazanan, günlük telaşelerinden arta kalan zamanın çoğunda okuyup yazmaya çalışan, küçük bahçesinde çiçek ve sebze yetiştirmeye çabalayan, doğa tutkunu biriyim.

Kitap yazma yolculuğu sizin için ne zaman ve nasıl başladı? Biraz anlatır mısınız?

Çok isteyerek mimar olmama ve mesleğimi severek yürütmeme rağmen, aklımın bir köşesinde hep yazmak vardı. İlk ve ortaokulda kompozisyonlarım dikkat çekici bulunurdu, lisede ise okul gazetesine yazıyordum, sonra yazı hayatımdan çıktı. Yeniden yazmaya başlamaksa kendimle ve ülkemle ilgili pek çok derdin dürtüklemesiyle başlayan bir yolculuktu. 2015 yılında yaşadığım sağlık problemleriyle hayatımın temeli sarsılmış ve şiir yazmaya başlamıştım. 2016 yılının mart ayında ise Ankara Kızılay’da patlayan bombanın yarattığı ruhsal sarsıntıyla, hissettiklerimi biraz da anı deneme tarzında bir ilk öykü olarak yazıp Varlık Dergisi’ne yolladım ve hemen yayımlandı. Sonrasındaki yaklaşık üç buçuk yıllık süreçte, daha çok okumaya başladım, yazmayı mesleğimle birlikte yürütebilmeyi sancılı da olsa öğrendim ve sürekli yazdım. Yazdıklarımı hem dergilere, hem yarışmalara yolladım, çok fazla hayal kırıklığıyla geçen bir öğrenme süreciydi aslında. 2018’in başında katıldığım iki yarışmanın ilkinden birincilik, diğerinden derece alınca ve dergilerde yayımlanmalar da artınca kitap için dosya oluşturmaya karar verdim.

Peki mimarlık ve yazarlık arasında nasıl bir çizgi kuruyorsunuz? Bu iki işi birden yapmak sizin için zor olmuyor mu?

Mimarlık, insanın vaktini tümüyle isteyen bir meslek, yazmak da öyle. O yüzden ikisi birlikte çok zor yürüyor. Yazmak hayatıma ilk girdiğinde, ciddi bir kafa karışıklığı yaşayarak mesleğimden uzaklaşmaya başlamıştım. Bu durumu yazma seminerinden hocam Mehmet Eroğlu’na açınca, “İşine devam et, ikisini beraber götüreceksin.” demişti. Ondan sonra toparlandım. Başka bir iş yapıyor olsaydım yazmanın büyüsüyle belki işimi bırakırdım, çünkü yazmaya başlayan pek çok insan sonunda öyle yapıyor. Sonradan şunu fark ettim ki, mesleğim beni besleyen en önemli unsurlardan biri. Sürekli görsellik üzerine çalışmak, öncelikle öykülerimdeki mekânsal atmosferi zenginleştiriyor. Etkilendiğim binaları, tarihi ve doğal yerleri fark etmeden zihnime kaydedip hikâye mekânı olarak kullanabiliyorum. Aldığımız sanat tarihi eğitiminin de, öykülerimdeki sanatsal, mitolojik unsurlara muhakkak yansıması vardır. Bir de, biz mekân tasarlarken önce istekler doğrultusunda ihtiyaç programı yaparız. Yılların verdiği bu alışkanlıkla, kafamdaki tema ve konuya göre şekillenen kurgumu, ana başlıklar halinde, ihtiyaç programı hazırlıyormuşum gibi listeye döküp bir sayfalık kurgu planı yazıyorum. Son olarak, hareketli iş hayatı içinde tanık olduğum olaylar ve kişiler hikâyelerime, karakterlerime sızıp onları besliyor. Dolayısıyla böyle devam…

Bu yolculukta ne zaman ben artık bir yazarım, başarabildim ya da başarıyorum dediniz?

Henüz ilk kitabım çıkmışken, “Artık bir yazarım, başardım,” diye düşünmek için çok erken bence. Kendimi, epey meşakkatli ve uzun bir yolun henüz başında olan, gönüllü bir yolcu gibi görmeyi tercih ediyorum.

Niçin yazıyorsunuz? Yaptığınız işe inanıyor musunuz?

Niçin yazıldığından çok, kimin yazdığı sorusunu daha yerinde buluyorum. Bence bir derdi olan yazar, daha önce de bahsettiğim gibi bazı dertlerin dürtüklemesiyle yazmaya başlamıştım, yazdıkça kendimi değiştirip dönüştürmeye başladığımı, ayakta kalma gücü yakaladığımı fark ettikçe de dört elle sarıldım sanırım.

Bir kitabın ortaya çıkma serüveni ne kadar sürüyor, verebileceğiniz bir zaman aralığı var mı?

Bu kişiye göre değişmekle beraber, bendeki süreç yaklaşık iki yıldı.

Yazmaya nasıl başlarsınız, sizi tetikleyen ne olur?

Yazmaya başladığımdan beri, yaşadıklarımdan, duyduklarımdan, hayatın içinden ve mesleğimden etkilenerek aklıma gelen her türlü fikri, konuyu not ettiğim bir akıl defterim var. Bazen o defterden aylardır beni çağıran bir başlık, bazen de aniden kafamda beliren yepyeni bir başlık kendini yazdırıyor, tamamen sezgisel bir süreç. Gördüklerimi detaylarda işlerken, hikâyenin ışığını yakan genelde duyduklarım oluyor, kulağıma çalınan basit bir konu, bir cümle kafamda bir öykü oluşturabiliyor. İlham kaynaklarımsa doğa ve sanat; bir tablo, güzel bir müzik ya da mitolojik unsuru hikâyeye yedirerek kullanmayı seviyorum. Rüyalardan çok etkileniyorum. Rüyamda görüp yazdığım iki öykü var kitabımda. Rüyaları öykü içinde kullanmayı ve karakterlerimin de rüyalarıyla yollarına yön vermelerini seviyorum. Bir mimar olarak mekânlardan etkilenip öykülerimde kullandığımı daha önce de söylemiştim zaten.

Yazmak için sizce gerekli olan en önemli unsur nedir?

Sabır, sabır, sabır. Normalde çok sabırsız biriyken yazmanın hayatıma girmesiyle, sürekli kendi yazdıklarını okumanın, bozup yeniden yapmanın, yayımlanma süreçlerini beklemenin, moral bozmadan devam etmeye çalışmanın sabır çıtamı fazlasıyla yükselttiğini düşünüyorum.

Bir kitap yazarken karakter tahlilini nasıl yapıyorsunuz, karakterlerinizi belirlerken nelere dikkat ediyorsunuz ve bahsettiğiniz karakterler gerçek hayatta tanıştığınız insanlarla benzerlik gösteriyor mu?

Karakterlerim de konularım gibi akıl defterimde önceden yerlerini almış oluyor ve zamanı gelince ortaya çıkıp kendilerini anlatıyorlar. Cinsiyetleri ve özellikleriyse tamamen öykünün ruhuyla alakalı, hemcinsimi anlatmak elbette ki daha kolay, erkek karakterleri yazmaksa, daha fazla araştırma ve zorlanma gerektirdiğinden hem öğretici hem de heyecan verici, üstelik özgürlük alanımı genişleterek daha rahat hissettirdiği de ayrı bir gerçek. Gerçek hayattan esinlenerek öykülerime sızmış karakterler elbette ki var ama pek çoğu kurmaca olduğundan yoğun bir araştırmanın ardından, karakteri içselleştirdikten sonra yazmaya başlıyorum.

Türkiye’de kitap yayımlatma süreci nasıl işliyor, zor mu?

Kesinlikle zor. Hazırladığınız dosyayı seçtiğiniz yayınevlerine yolluyorsunuz. Sonra iki ile altı ay arasında değişen bir bekleme süreci var, bazı yayınevleri geri dönüş bile yapmıyor. Dosyanızın kabul edildiğine ilişkin bir mail aldıysanız ne ala, artık bir editörle çalışacağınız daha rahat bir dönem sizi bekliyor, sonuçta kara gözükmüş. Dosyanın nihai halini alması yaklaşık dört altı ay arasında değişebiliyor, kitaplaşmasıysa yayınevinin kendi yayın programına göre belirlediği bir süreç.

Sizler yayınevlerinizi seçerken nelere dikkat ediyorsunuz ya da yayınevleri sizleri seçerken nelere dikkat ediyor?

Ben dört yayınevi seçmiş, geri bildirim yapmayanları tercih etmemiştim. Şimdiki yayınevimi, sevdiğim genç bir öykücünün kitabı vesilesiyle tanımış, “Bir gün kitap fikrim olursa buraya da yollamalıyım” diye düşünmüştüm. Yayınevlerine çok fazla başvuru var, her yayınevi kendi yayın anlayışı ve programı doğrultusunda seçim yapıyor sanırım.

Türkiye’de yazarlık hangi aşamada, insanlar bunu gerçekten hayatlarını devam ettirecek bir iş kolu olarak görebiliyor mu?

Mevcut telif hakkı oranlarıyla, yazarlık yaparak geçim sağlanamayacağı bir gerçek, bunun istisnası olabilecek az sayıda yazar vardır.

İnsanlar yazmaya nasıl karar vermeli sizce, yazar olmak isteyenlere önerileriniz neler olur?

Ben yazar olayım diye yola çıkmamıştım. Yazmanın bir dürtü olduğunu düşünüyorum, içinde bu dürtüyü taşıyan bir şekilde yola koyulacak, kendi yol haritasını çizecektir. Yılmadan, sabırla çalışarak, kendilerini besleyen yazarları okumalarını tavsiye ederim.

Gündemde bulunan global salgının yaşandığı bu günlerde evde vakit geçirirken sizce insanlar nasıl verimli olabilir, tavsiyeleriniz var mı?

Bu dönemde pek çok kişi odaklanma problemi yaşıyor. Kolay bir süreç değil, öncelikle bu günlerin geçici olduğunu akılda tutarak, uzun zamandır yapmak isteyip de fırsat bulamadıkları işleri listeleyip yapabildikleri kadarıyla mutlu olmalarını tavsiye edebilirim.

Bir de gündeme ilişkin evde kaldığımız bu günlerde sizden değerli kitap önerilerinizi alalım istiyoruz. Paylaşır mısınız?

İçimizdeki çocuğu harekete geçirmeye belki en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde, Küçük Prens, Peter Pan, Küçük Kara Balık, Martı ve Simyacı’yı yeniden okumayı öneriyorum. Herman Hesse’nin Siddhartha’sı, Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler’i, Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ı, Murathan Mungan’ın Üç Aynalı Kırk Oda’sı, Sevgi Soysal’ın Tante Rosa’sı ve özellikle Ankaralılar için nostaljik bir okuma olarak Yenişehir’de Bir Öğle Vakti de diğer tavsiyelerim.


Gonca ÖZTÜRK

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Ankara'da bir mahalle karantinaya alındı
Ankara'da bir mahalle karantinaya alındı
Silahlı saldırıya uğrayan kadın hayatını kaybetti
Silahlı saldırıya uğrayan kadın hayatını kaybetti