'Türkiye yabancı misafirlerini Eylül ayında ağırlamaya başlayacaktır'

Normalleşme sürecine giren Türkiye’de koronavirüsten en çok etkilenen sektörlerden olan turizm sektörü temsilcilerinden Swiss Otel Genel Müdürü Savaş Çolakoğlu ile salgın sürecinde yaşananları ve neler yapılması gerektiğini konuştuk. Çolakoğlu, “Yurt dışı uçuşları açılırsa Eylül ayında yabancı misafirlerimizi ağırlayabileceğimizi öngörüyorum” dedi.


Merhaba, bizlere kendinizden bahseder misiniz?

Savaş Çolakoğlu ben, 1967 Rize Çamlıhemşin doğumluyum. Yaklaşık 35 yıl önce üniversite son sınıfta stajyer olarak başlamış olduğum mesleğimde otel yöneticisi olarak devam etmekteyim. Mesleğimin yanında çeşitli sivil toplum örgütlerinde yer almaktan geri durmadım. Ankara Ticaret Odası’nda (ATO) Meclis Üyeliği, ATO’nun Turizm Stratejileri Geliştirme Komisyonu’nun Başkanlığını yürütmekteyim. Bunun yanında da tüm dünyada yaklaşık 90 tane ülkede 15 milyona yakın üyesi bulunan turizm profesyonellerinin bir araya geldiği Skal İnternational’ın Türkiye Başkanlığı’nı yapmaktayım. Federasyon Başkanıyım, başkanlığımızda federasyonumuza bağlı olarak 17 tane bölgede hizmet sunan derneğimiz var. O derneklerde de turizm profesyonellerine uluslararası alanda işbirlikleri yapmak için faaliyet yürütmekteyiz.


Ankara turistik olarak nasıl bir şehir sizce, siz Ankara’yı bu noktada nasıl tanımlıyorsunuz?

Ankara maalesef turistik anlamda hiçbir zaman turizmle ön plana çıkmamış bir şehir. Başkent kimliğinin yanında maalesef hep turizmi ötelemiş bir şehir. Biz yıllar öncesinde Ankara’da turizmi yaparken Ankara’ya insanların mecburiyetten dolayı gelmelerinden kaynaklı olarak çok fazla turizm değerlerimizi ön plana çıkarmayan mecburiyetten dolayı bu şehre gelenlere hizmet eden şehir konumundaydık. Dolayısıyla son dönemlerde özellikle Avrupa başkentleriyle kıyasladığımız zaman sahip olduğu çok fazla turistik değer olmasına rağmen bu turistik değerleri ön plana çıkarmamış ve hiçbir zaman da rekabet edemeyen başkent pozisyonundaydı ama son yıllarda artık artan talebin karşılığında piyasaya sürmüş olduğumuz yatak arzının fazlalaşmasından dolayı turizm anlamında bir şey yapmamızın zamanı geldiğinin farkına vardık. Bununla birlikte turistik değerlerimizi ön plana çıkarmak için çaba sarf etmeye başladık ve gerçekten biz çok fazla turistik değeri ve ürünü olan bir şehir olmamıza rağmen bunları çok fazla kullanamadık ve bunun için son yıllarda ciddi ataklar yapmaya başladık. Bunun en güzel örneklerini ATO’da yapmaya başladık, turizm komisyonu olarak şunu gördük ki, Ankara’da yaşayan insanlar Ankara’yı tanımıyorlar, Ankara’nın değerlerine sahip değiller maalesef. Biz de Ankara’yı önce Ankaralılara tanıtalım diye bir karar aldık. Biz bunun tanıtımını gerçekleştirmek için de ‘Ankara’ya 1 gün yetmez’ diye bir organizasyon düzenledik. Bu organizasyonu yaparken de, Ankara’daki önce meclis üyesi arkadaşlarımıza ve özellikle yönetim kurulu üyelerine yönelik Ankara’da bir gün boyunca bir gezi düzenledik. Çok ilginç oldu, Ankara’da uzun yıllar yaşayan, ticaretle uğraşan birçok arkadaşımızın Ankara’da gezip görmediği çok yer olduğunu fark ettik. Burada ATO Başkanı Gürsel Baran’da bizimle birlikteydi ve gezi gerçekten belki de Ankara’nın sadece yüzde 50’sini gösterebildiğimiz bir geziydi. Herkes Ankara’da uluslararası arenada rekabet edebilecek olan çok ciddi turistik değerlerimizin olduğu fakat bu değerleri bizim vitrine çıkaramadığımız kanısına vardı. Biz bu değerleri vitrine çıkarırsak eğer Ankara bir turistik şehirde olabilir. Yılladır hep Ankara memur şehri, Ankara gri şehir gibi bir algı var, bu algıyı yıkmamız gerekiyordu. Bunu yıkabilecek olan da sahip olduğumuz tarihi değerleri ön plana çıkarmaktır.


Ankara hangi çalışmalarla tanıtılabilir peki, nasıl bir yol izlenmeli bu noktada?

Yapılacak çok basit ve kolay şeyler var. Bunları yaparken de bir şeyleri yeniden yapmaya gerek yok. Dünyada bunun çok basit örnekleri var, bir şehrin nasıl yoktan bir turistik şehir olarak sunulduğuna dair. Burada önemli olan şehrin dinamiklerini bu işin içine katabilmekti. Bu noktada da Ankara Valimiz bu konuya sıcak bakmaya başladı. Bu dönemde de Büyükşehir Belediye Başkanımız Mansur Yavaş’ın da bu konuya göstermiş olduğu ve tabii ki daha önceki belediye başkanlığı döneminde de yapmış olduğu bir çalışma var. ‘Beypazarı’nı yoktan bir turistik şehir haline getirdiği. Burada ortak akılı ön plana çıkararak biz bu şehirdeki tanıtımı gerçekleştirmeye başladık. Bu şehir bir üniversiteler şehri. Bu şehirde başka şehirlerden gelip 4 yıl yaşayan, şehri tanıyan ve kendi şehrine döndükten sonra bu şehri anlatacak genç bir potansiyel var. Bu genç nüfusu hiçbir zaman kullanmadık bunun için de bu tanıtım çalışmalarımızın ağırlığını üniversite öğrencilerine yönelik vermeye başladık. Elimizde sahip olduğumuz bu değerlere doğru mecralarla ulaşabilmeliyiz. Bu tanıtımı yaptıktan sonra da geri dönüşü alacağımıza inanıyoruz.


Ankara turizmi dediğimizde sizin için olmazsa olmaz nedir, neresidir?

Ankara bir başkent ve bu turizmde bir avantaj. Bizim bu avantajı kullanmamız gerekiyor. Ankara ülkemizin yönetildiği yer dolayısıyla Cumhuriyet’in kurulduğu yer burası. Yaşamış olduğumuz salgından dolayı Meclisimizin 100’üncü yılı için de çok güzel etkinlikleri de gerçekleştiremedik, bu etkinlikler ciddi bir tanıtım olmasını da sağlayacaktı. Ama maalesef ertelemek zorunda kaldık. Ankara çok ciddi oranda müzesi olan ve bu müzeler hem uluslararası arenada ödül almış müzeler. Bunun yanında özel müzeler de var. Çok ciddi anlamda tarihi değerlere sahip bu şehirde 10’a yakın medeniyete ev sahipliği yapılmış. Dünyanın hiçbir yerinde iki tane dinin ve medeniyetin sırt sırta verdiği bir örnek daha yok. Hacı Bayram-ı Veli Camii ve Augustus Tapınağı’na sahibiz biz. Bu o bölgeyi bile hiç tanıtmadık, o bölgelerle ilgili bir şeyler yapmadık. Bunu ön plana çıkardığımız süre içerisinde o bölge bile bütün şehirlerdeki old city dediğimiz eski şehir bölgesini ayağa kaldırabilirsek çok ciddi anlamda turist ağırlayabiliriz.


Türkiye geneline baktığımızda aslında sağlık turizmine kadar uzanan geniş bir yelpaze söz konusu, sizce Türkiye’nin en büyük avantajı ve dezavantajı nedir?

Türkiye turizmde Avrupa’daki rakiplerimize baktığımızda 80’lerden sonra özellikle turizme ağırlık vermeye başladık. Rakiplerimiz bizden çok uzun yıllar öncesinde bu işe başlamıştı ki biz 80’den sonra başladık. Buna rağmen biz şu an dünyada süper ligde oynayan bir ülkeyiz. Turist ağırlayan ülkeler bazında baktığımızda dünyada ilk 6’dayız biz. Bu ağırlamış olduğumuz turistlerle ülkeye çok ciddi katkılar sunuyoruz. Geçen yıl elde etmiş olduğumuz gelir 34 buçuk milyar dolar gibi bir rakam. Ülkemizde 51 milyona yakın bir turist ağırladık. Bu ciddi anlamda yadsınamayacak büyüklükte rakamlar. Dolayısıyla bu rakamlar yakaladıktan sonra devam ettirmek gerekiyor. Ülke olarak bunu devam ettirecek avantajlara sahibiz, 12 ay turist ağırlayabilecek bir pozisyondayız. Ülkenin sahip olduğu jeopolitik konum ve medeniyetlere ev sahipliği yapılmış değerler söz konusu.  Bizim tesislerimiz Avrupa’daki rakiplerimizle kıyaslandığı zaman son derece yeni ve modern. Bu tesislerde de yetişmiş kalifiye elemana sahibiz. Aslında rekabet gücümüzün en önemli ayaklarından bir tanesi de kalifiye eleman gücümüz. Hizmet kalitemizi özellikle resort bölgelerimizde yapılan araştırmalarda en fazla sürekli gelen misafirlerimiz olduğu görülür. Bu da hem ülke olarak misafirperver olduğumuzu hem de yüksek hizmet kalitesinde hizmet sunduğumuzu gösteriyor. Yaşamış olduğumuz salgından kaynaklı biz ülke olarak sağlık altyapımızın da çok güçlü olduğunu gösterdik. Bunu biz avantaja çevirmeliyiz. Federasyonda şöyle bir çalışma başlattık biz; Dünyadaki meslektaşlarımıza ülkemizin ‘güvenli ülke’  olarak duyurmaya başladık. Bu da çok önemli, düşünün sağlık turizmde sahip olduğumuz hem tedavi turizmi hem termal turizm anlamında ciddi altyapıya sahibiz. Biz bunları vitrine çıkaramadığımız için hak etmiş olduğumuz değerleri elde edemedik ama bu ülkenin ciddi bir turizm ülkesi olduğu net. Biz ülke olarak turizmden vazgeçemeyiz. Turizm olmazsa olmazımız bizim. Bu kadar çok istihdama katkı sunan bir sektör yok. Biz kadın ve genç nüfusa iş imkanı sağlayan bir sektörüz. Türkiye’nin asla ve asla vazgeçemeyeceği tek sektör turizm sektörüdür. Çünkü elde edilen gelir ve istihdama sağlamış olduğumuz katkı çok açık.


Dünyada yaşanan global bir salgın söz konusu ve en çok etkilenen alanlardan biri de turizm, sizce bundan sonraki süreç nasıl işleyecek, neler yapılacak?

Maalef çok ciddi zararlara uğradık bu sadece ülkemizde değil tüm dünyada da böyle. Dünyada, Dünya Turizm Örgütü’nün yapmış olduğu bir araştırmaya göre bir buçuk trilyon dolarlık yıllık getirisi olan bir sektörün çok ciddi anlamda yaklaşık 400 milyar dolar gibi bir zarara uğradığı tespit edilmiş. Bence çarpan etkisini düşündüğümüzde bu zarar çok daha fazlalaşacaktır. Ülkemizde de geçen sene elde etmiş olduğumuz rakamları yüzde 30’unu falan zor yakalarız gibi. Turizm sektörü sadece kendisinin üretmiş olduğu ve sattığı bir sektör değil. Biz direkt olarak 54 tane sektörü etkileyen bir sektörüz. Ben ayakta durursan benimle beraber 54 sektör daha ayakta durur.


Salgın sonrası ilk adım iç pazarı hareketlendirmek olacaktır, önlemler ne noktada alınmalı? Oteller, pansiyonlar ve diğer turistik yerler nerelere dikkat etmeli?

Biz özellikle konaklama sektörü olarak önceki dönemlerde de yaşamış olduğumuz krizlerden dolayı anında reaksiyon gösterip, tedbirler alabilen bir sektörüz. Dinamik bir sektörüz aslında. Son haftalarda gündeme gelen ve Turizm Bakanlığı’nın da açıkladığı sertifikasyon programlarıyla ilgili Bakanlık çok ciddi anlamda çalışmalar yapıyor. Özellikle marka oteller, uluslararası zincir oteller ve yerli zincirler de olmak üzere bizler bir takım önlem ve tedbirleri zaten uyguluyorduk. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; Türkiye’deki otellerin birçoğu rakiplerimizle kıyasladığımız zaman hijyen açısında hepsinden daha üstündü zaten. Sadece bu salgına yönelik almamız gereken tedbirler var ve bu tedbirleri alıyoruz. Kendi otelimde bile misafir ağırlamaya devam ediyoruz. Ağırlarken de misafirlerimizle ilgili çok ciddi tedbirler aldık. Burada iki taraflı bir tedbir var. Hem misafirimizin sağlığı hem de beraber çalışmış olduğumuz arkadaşlarımızın sağlığı için. Personelimize bu konuda ciddi eğitimler veriyoruz. Misafirlerimize de bir takım kurallara uymalarıyla ilgili otele giriş yaptıkları esnada bilgilendirmeler yapıyoruz. Biz bu salgınla yaşamaya alışmalıyız. Kendimizi buna göre ayarlamalı ve bununla kontrol etmeliyiz. Biz Türkiye olarak bunun üstesinden geleceğimize inanıyorum. Tesislerimiz buna çok elverişli. Tatil yörelerindeki tesislerimizin fiziksel alanda geniş olması ve şehir otellerimizin son dönemlerde son teknoloji ile yapılmış olması alınacak olan tedbirleri kolaylaştıracaktır. Önemli olan iyi niyetli olmak ve kendi sağlığımızı düşünerek işletmelerin aldığı kurallara hep beraber uymak gerekiyor.


Sizce Türkiye bu yıl yurt dışından turist alabilecek mi? Sezonun nasıl geçeceğini düşünüyorsunuz?

Bu sadece Türkiye’yle ilgili bir konu değil. Biz ‘Türkiye’de bu işi başarıyla atlattık, salgınla ilgili olarak yeteri kadar önlem aldık’ demek yeterli değil. Bize turist gönderen ülkelerin de bu işi çözmüş olmaları gerekiyor. Ana pazarlarımız olan Almanya, Rusya gibi ülkelerin de bu işi çözmüş olmaları gerekiyor ki insanların Türkiye’ye gelebilsin. Tabii ki uluslararası uçuşların da serbest olması gerekiyor. Biz kısmetse bu gidişle 1 Haziran’dan itibaren tedbirlerimizi alarak yurt içinde, uçuş yasağının kalkmasıyla dönemin sonuna doğru da Eylül gibi belli başlı ülkelerden uçuş yasağı kalktığı sürece ülkemize turist gelmeye başlayacaktır. Bu salgınla ilgili olarak olumsuz ifadeler sunuluyor ancak insanın en önemli ihtiyacından biri de tatil ihtiyacıdır. Hem ruh sağlığımız hem de fiziksel sağlığımız için tatil yapmalıyız. Kendi arkadaşlarım bile seyahat yasağı kalkınca ilk işim tatile gitmek olacak diyorlar. Dünya Turizm Örgütü’nün bundan birkaç sene önce yapmış olduğu bir araştırmada 2023-2030 projeksiyonlarında artık toplu seyahatlerin son bulacağına dair bir öngörü söz konusuydu. Artık insanlar grup halinde seyahat etmek yerine tek başlarına seyahat edeceği ve seyahat sürelerinin de kısalacağı düşünülüyor. Kültür ve gastronomi turizmlerinin ön plana çıkacağı düşünülüyor. Bu yıl ülkemizde yapılacak iç Pazar hareketlendirmeleriyle ilgili çalışmalarında bu yönde olabileceğini düşünüyorum. İnsanlar Anadolu’da görmediğimiz özel yerleri ziyaret edecektir. Yılın sonuna doğru da uçuşların açılmasıyla yabancı misafirler de ağırlayacağız.

Gonca ÖZTÜRK 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Bu Videolar da İlgiliniz Çekebilir