Tatlıya Bağlayın, Aile Olmayı Sağlayın
Adem Yavuz Irgatoğlu

Adem Yavuz Irgatoğlu

Tatlıya Bağlayın, Aile Olmayı Sağlayın

20 Kasım 2019 - 10:23

En değerli varlıklarımızdan biri olan aile yapısı hepimiz için birer güven kaynağı, dayanak noktası ve sığınılacak limandır. Aile olmanın temel şartları arasında hiç şüphesiz sevgi ve saygı ön planda yer alır. Çünkü aile; vefadır, sadakattir, fedakârlıktır.

Bu günlerde Sema Maraşlı’nın “Tatlıya Bağlayalım” kitabını okuyorum. “Aile ilişkilerinde öfkeyle mi yoksa merhametle mi hareket ediyorsunuz?” sorusuna cevaplar oluşturacak hikâyelerle dolu bir kitap. İlginç örnekler, ibretlik anılarla karşılaşıyorum orada. Bir yandan da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hazırlamış olduğu aile temalı kamu spotuna yönelik tartışmaları anlamaya çalışıyorum.

Kamu spotunda kadının kocasına ikram ettiği kek ve çay üzerinden, erkek ve kadının ev içindeki rolleri tartışmaya açıldı. Bu tür çalışmalarda toplumların kültürel, tarihsel ve ekonomik kodları elbet de etkili olur. Laik yaşamı benimseyen kesim ile dindar veya muhafazakâr bir yaşamı benimseyenlerin olaylara yaklaşımı elbet de farklılık arz ediyor.

Aile üzerine yapılan çalışmalarda Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın faaliyetlerini görmek isteyen toplum, galiba burada “Aile ve din” ilişkisi üzerinden bir bağlantı kurarak tartışma başlattı. Durum böyle olacak ki Diyanet İşleri Başkanlığı da 15 Kasım 2019’daki Cuma Hutbesini “Peygamberimiz ve Aile” üzerine hazırlayıp yeni mesajlar verdi:

“…Aile fertleri, hayatın zorluklarını aşmak ve güzelliklerini paylaşmak üzere birbirlerinin yanında olurlar. İffet, izzet ve mahremiyetlerini muhafaza ederler. İşte ailedeki bu sadakat, dünyada şeref, ahirette ise kurtuluştur. Allah Resûlü’nün (s.a.s) ailesinde istişare hâkimdi… Çünkü istişare, şiddete başvurmadan akl-ı selim ile sıkıntıları aşmayı sağlar. Eşlerin ve çocukların ortak aklı sayesinde hata yapılmasını engeller… Peygamberimizden öğrendiğimize göre, bir aile sevgi ve güvenle kurulur, adalet ve merhametle korunur…”

Tıpkı o kısa filmdeki tartışmada toplumun ikiye ayrılması gibi aileler de çok basit nedenlerden ikiye ayrılıyor. Ailelerimizin birer üyesi olan eşlerimiz, annelerimiz, babalarımız, kayınvalidelerimiz, kayınpederlerimiz, damatlarımız, gelinlerimiz, çocuklarımız, torunlarımız ve dahi büyükanne, büyükbabalarımız muhabbetlerimizin konusu, bazen kurduğumuz cümlelerin “iyi” veya “kötü” öznesi oluyor.

Aslında aile hayatımıza canlı renkler katmanın, yaşama sevincini her dakika tatmanın, can sıkıcı günleri unutmanın, evliliği ayakta, aileyi ise zinde tutmanın sırları hepimizin elinde: 4S (sabır, sadakat, sevgi ve saygı.) Bazıları için kocaları ve onun ailesi salon mobilyalarından, halılardan, perdelerden, altınlardan daha değerli olurken; bazıları için ise bu eşya ve takılar ailelerden daha kıymetli hale gelir.

İstişare, merhamet, şefkat, sabır, fedakârlık, vefakârlıktan uzaklaşıldıkça, “Sevmediğin insanın yürüyüşü tap tap, öpüşü şap şap eder” sözünde olduğu gibi aile fertleri birbirini  çekemez hale geliyor. Boşanma oranlarının evlilik oranlarına göre daha fazla olduğu gerçekleriyle yüzleşiyoruz.

“Annemize sırtımızı dönerek eşimizle, eşimize sırtımızı dönerek annemizle mutlu olmak istiyoruz.” Oysa bu çok da mümkün olmuyor. Mutsuz aile tablolarına baktığımızda; Elbise, eşya, para, altın bahanesiyle ya da “senin annen, benim annem” kıyaslamasıyla yıkılan yuvalar, dağılan aile tablosu bize şunu gösteriyor ki bazen kendimizi dünyaya kaptırıp gidiyoruz. Bir de çok fazla magazin takip ederken hayatımızı magazinleştirip mahvedebiliyoruz. Aslında üç kuruşluk meselelerle ömrümüzü heba edip, yuvaları yıkıp aileleri dağıtıyoruz.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar