Hüsnü Zan
Ataman Kalebozan

Ataman Kalebozan

Hüsnü Zan

03 Temmuz 2015 - 13:26

Önümde yığılı duran dosyalardan başımı kaldırıp büyük camlı bölmeden bakınca, dışarıda bankta oturan yaşlı kadını gördüm. Üzerinde hırka, desenli pazen elbise, başında da koyu renk başörtüsü vardı. Omzuna bir şal dolamış, kollarını birbirine sarmış öylece oturuyordu. Köylü bir kadındı. Yanında bir çuval vardı. Birden masamdaki telefon çaldı. Şef çağırıyordu. İmzalaması gereken evrakları alıp odasına doğru yürüdüm.

 

Tekrar masama döndüğümde epey vakit geçmişti. Daha tamamlamam gereken bir yığın iş beni bekliyordu. İşlerden bunalınca her zaman yaptığım gibi tekrar dışarıya baktım. Yağmur çiselemeye başlamıştı.

 

Yaşlı kadın hâlâ oradaydı.

 

Kimdi acaba? Neden buradaydı? Bu havada üşümüyor muydu? Çay götürsem mi ya da çağırsam buraya gelse… Islanmasa… Niçin yanında kimse yoktu? Birini mi bekliyordu? Hasta ya da ne bileyim akıl sağlığında mı bir şey vardı?

 

Ben böyle düşünürken iş arkadaşım Nevin geldi yanıma:

 

“Hayırdır, düşüncelere dalmış nereye bakıyorsun öyle?”

 

“Şu teyze…” dedim. “Saatlerdir orada oturuyor.”

 

“Aman boş ver, otursun. Bu devirde kimseye acımayacaksın canım. Kimin vicdanını rahatsız etsem de para koparsam diye bekliyordur. Durumları senden benden iyidir onların.”

 

“ Öyle dilenciye benzer bir hâli yok gibi.”

 

“Sen hiç akıllanmayacaksın, değil mi? Daha geçen sene dolandırıldığını, beş parasız kaldığını ne çabuk unuttun. Çaycı çocuğa da şu dışarıdaki yaşlı kadına acıdığın gibi acımış bin bir zahmetle biriktirdiğin paranı senetsiz sepetsiz vermiştin. Çaycı ne yaptı? Paranı aldığı gibi ortalıktan kayboldu. Bak bu sefer sana yardım edemem, benim de durumum iyi değil. Hadi kalk da yemeğe çıkalım. Açlıktan ölüyorum.” dedi.

 

“Tamam, sen git ben de birazdan gelirim.” dedim.

 

Nevin haklıydı. Başıma ne geldiyse hep insanlar hakkında iyi düşündüğüm için gelmişti. Kaç defa zorda kalan bir arkadaşıma cebimdeki paramın büyük kısmını vermiş kendimi sıkıntıya sokmuştum. Kaç defa iş yerine satış yapmaya gelen; iflas ettiklerini,  kalan mallarını yarı fiyatına sattıklarını söyleyen adamlara acıyıp; hiç ihtiyacım olmadığı halde takım takım çarşaflar almıştım. Onlar da yıkanınca ya renkleri solmuş ya da boyları kısalmıştı. Nevin hep bana “Sen de çok safsın.” derdi. “Hemen her şeye kanıyorsun.”

 

Kanmıyorum aslında sadece ayağıma kadar gelen iyilik yapma fırsatını değerlendiriyorum. Seviyorum ben insanlar hakkında güzel düşünmeyi. Zor anlarında yanlarında olmak içimi rahatlatıyor. Daha huzurlu oluyorum. Kaybettiğim hiç bir şey yok benim. Sadece biraz para o kadar. Babam hep “Para dediğin nedir ki kızım.” derdi. “ Altı üstü kâğıt işte.” derdi.

 

Bütün insanlar o kâğıdın peşinde.

 

Şalımı alıp dışarıya çıktım. Her zaman öğle yemeklerimizi yediğimiz lokanta hemen yolun karşısında. Hafif çiseleyen yağmur dinmiş. Yaşlı kadına bakmadan yanından geçtim. Birkaç adım attım. Durdum. Geri döndüm. “Merhaba teyze, saatlerdir buradasın. Acıkmışsındır. Simitle çay alırsın.” dedim. Bir şey söylemesine fırsat vermeden kucağına on lira bıraktım. Birileri gördü mü diye telaşla etrafıma bakındım.

 

Yürüdüm.

***

 

 

Dönüşte teyze yoktu. Yarım kalan işlerimi bitirmek üzere masama yöneldim. Masamın üzerinde bir poşet duruyordu. Açıp baktım. Bembeyaz tertemiz küçük bir bez torba çıktı. İçi mis gibi köy tarhanası doluydu.

 

 

 

 

 

Ataman KALEBOZAN

atamankalebozan@hotmail.com

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar