Kese Kağıdı
Ataman Kalebozan

Ataman Kalebozan

Kese Kağıdı

03 Aralık 2015 - 10:02

Saatlerdir oturduğum koltuktan kalktım. Adeta sürünerek mutfağa gittim. Dünden kalma çayın altını yakıp tezgâhın bir köşesinde gazete kâğıdına sarılı ekmeği aldım. Küflenmiş. Küflenen kısmını koparıp güvercinler için pencerenin pervazına bıraktım. Çok değil şafak sökünce çıkar gelirler. İçimi çekerek gecenin her şeyi örttüğü sokağa baktım. Ötede bir köpek uludu. Sıkkın olan canım hepten sıkıldı.

 

İçim üşüdü. Pencereyi kapattım.

 

Çayı bardağa doldurup yudumladım. Tadı zehir gibi. Evde şeker yok. Ekmekten bir parça koparıp ağzıma aldım ama yiyemedim. Lokma ağzımda büyüdü. Şekersiz çayımla yarısı küflenmiş ekmeğime baktım. Onları masanın üzerinde bırakıp ayaklarımı sürüyerek tekrar salona geçtim. Bir zamanlar pahalı eşyalarla dayayıp döşediğim salonum şimdi bomboş. Üzerinde yattığım eski bir divanla duvarda asılı duran dedemin siyah beyaz fotoğrafından başka bir şey yok. Bir de yıkılmış, tükenmiş, tüketmiş ben varım.

 

Eve kapandığımdan beri ne arayanım ne soranım var. Arada bir kapı çaldı. Gelenler birkaç alacaklıdan başkası değildi. Onlara da elimdeki son parayı verdim. Bir de söz verdim; kalan borçlarımı en kısa zamanda ödeyeceğime dair. Pek inanmadılar. Başlarını bir sağa bir sola sallayıp epeyce laf sayıp gittiler. Biraz daha konuşacaklardı belki ama halimden çekinmiş olmamalılar. Günlerdir banyo yapmadım. Saç sakal birbirine girmiş. Gözlerimin altı mosmor. Gecem gündüzüm belli değil.

 

Ben ne yapacağım şimdi?

 

Elimi pantolonumun cebine sokup hap kutusunu kontrol ettim.

 

Başımı kaldırıp dedemin fotoğrafına baktım. Sanki o da kaşlarını çatmış bana bakıyor gibime geldi. Bana öyle bakma dede. Kızma. O fotoğraf çerçevesinden çık da gel. Tıpkı eski günlerdeki gibi konuş. Sana ihtiyacım var dede. Annemle babamı kaybettiğim zaman “Oğul, her şey insanlar için.” demiştin. Demiştin de ben artık insanlıktan çıktım dede. Bir hiçim. Ailemi kaybettiğimde küçüktüm. O zaman kendimi koca bir kuyuya düşmüş gibi hissetmiştim. Oradan asla çıkamayacağımı düşünmüştüm. Şimdi de öyleyim dede. Bu kuyu beni dibine doğru çektikçe çekti. Yalnızım. Kimsesizim. Çok çaresizim. Yıllardır didinip kazandıklarımı yanlış dostlar yüzünden kaybettim. İflas ettim.

 

Kalkıp fotoğrafı duvardan aldım. Anıların ağırlığı çöktü üzerime. Dede, senin bir emekli maaşınla geçindiğimiz günler ne güzeldi. İki göz odada benim tüm yaralarımı sarmıştın. Diğer çocukların kopan düğmelerini diken anneleri vardı. Benim dedem vardı. Diğer çocuklara akşam eve gelirken kırmızı elmalar getiren babaları vardı. Benim dedem vardı. Benim dedem, aslan dedem, dağ gibi dedem vardı.

 

Okula başladığım zaman emekli maaşın da yetmez olmuştu. İhtiyaçlarımızı güçlükle karşılayabiliyordun. Okulu bitirdiğimde bana bisiklet alacaktın. Sözün sözdü ama ben sana kıyamamış bisiklet istemediğimi söylemiştim. Görmüş geçirmiş yorgun, yaşlı bir kalp hayata henüz başlamış bir çift çocuk gözünün ne dediğini bilmez miydi hiç? Yüzüme bakıp “Allah’ın rahmetinden umut kesilmez. Bir kapıyı kapatır bin kapıyı açar.” demiştin. “Her şeyini yitirsen de ümidini yitirme oğul.” demiştin. O akşam evde iki parça kuru ekmek vardı. Sobada da çay demleniyordu. Büyükçe bir bardağın yarısına kadar açık çay doldurup ekmekleri ufak ufak koparıp çayın içine koymuştun. Sonra da üzerine bir miktar toz şeker dökmüştün.  Kaşığı elime verip “Al bakalım ye de büyü.” demiştin. Sen her şeye bir çözüm bulurdun dede. O gece çaya doğranmış ekmeğin tadını bir daha hiç bir yiyecekte bulamadım. Sabah uyandığımda seni kese kâğıdı yaparken gördüm. Önce gazete sayfalarını üst üste getirip ortadan ikiye katlıyordun.  Sonra katladığın yere beyaz bir yapıştırıcı sürüyordun. En son altını da kapatıp yapıştırıp kurusun diye diğer kese kâğıtlarının üzerine koyuyordun.

 

Kese kâğıtları arttıkça sevincin de artardı. Kış boyunca hep kese kâğıdı yaptın. Karnemi aldığım gün kırmızı bir bisiklet beni kapıda bekliyordu. Sen ne iyiydin dede.

 

Şafak sökmek üzere. Güvercinler birazdan gelir.

 

Kalktım.

 

Dedemin fotoğrafını eski yerine astım.

 

 

Mutfağa gittim.  Dönünce perdeleri, penceremi sonuna kadar açtım. Elimi cebime sokup hap kutusunu aldım. Bütün gücümle dışarıya fırlatıp attım. Gazete sayfalarını üst üste getirip ortadan ikiye katlamaya başladım.

 

 

 

 

Ataman KALEBOZAN

atamankalebozan@hotmail.com

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar