Mabedimin Göğsü
Ataman Kalebozan

Ataman Kalebozan

Mabedimin Göğsü

07 Ekim 2016 - 13:48

“Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın!   Mehmet Akif ERSOY”

Metin yorucu bir günün ardından kendini eve attı. Güzel bir duş… Salçalı makarna, salata… Ardından balkonda çay kahve keyfi ne iyi olurdu. Birazdan olacaklardan kimsenin haberi yoktu.

Metin içeri girdiğinde ağabeyi ve misafirler televizyon seyrediyorlardı. TRT deki bayan spiker gözlerini korku bürümüş halde titrek sesle bir şeyler okuyordu. Darbe diyordu. El kondu diyordu. Telefonlarına mesajlar gelmeye başladı. Bombalandı… Silahlar atılıyor…  Helal et… Sonra cumhurbaşkanının çağrısı duyuldu.

Vatan alçak bir saldırıya uğramıştı.

Metin  evdeki kimseyi dinlemeden sokağa fırladı. Camilerde sela ve ezan okunuyordu. Ortalık sessizleşmişti. Atatürk Havalimanına gitmek için taksi aradı ama bulamadı. O arada motosiklet kullanan birini gördü. Koşup önünü kesti. Yalvaran gözlerle:

“ Allah rızası için beni havalimanına götürür müsün?” dedi. Motosikletli kişi aniden önüne çıkan bu adamdan çekindi. Götürüp götürmemek arasında bocaladı. Metin ona öyle baktı ki motosikletli onun havalimanına ne kadar çok gitmek istediğini, gözlerinden anladı.

“Atla!” dedi. Adeta uçarak tek kelime bile konuşmadan havalimanına vardılar. Motosikletten inip:

“Bak kardeş” dedi.

 “Belki de bu gece öleceğim.”

 “Deme abi öyle.”

 “ İnsanın en sevdiği; cananı elinden alınıyorsa can verilir.” dedi.

 “Sen beni buraya kadar getirdin. Cebimdeki bütün para bu. Artık işime yaramaz. Al, kendine benzin parası yap. Hakkını helal et.” dedi.

Motosikletli bir Metin’e bir de elindeki paraya baktı:

“Yok, ben almam. Seni de vatan için Allah rızası için getirdim. Yolun açık olsun.” dedi. Motosikletine binip kalabalığın arasında kayboldu.

Havalimanının girişinde tanklar vardı. Tankların sağ tarafında ateş açmaya hazır şekilde yerde bekleyen askerler, sol tarafında da bir kamyonda yine ateş açmaya hazır bekleyen başka askerler vardı. Tankın gerisinde telsizli kişiler duruyordu. Polis olduklarını düşündü. Öndeki tank hareket etti.

Gördüğü bu durum onu çok etkiledi. Olduğu yerden birden fırlayarak tankın üzerine doğru yürümeye başladı. Bir yandan da:

“Ben Türk askeriyim. Siz kimlerin askerisiniz?” diye var gücüyle bağırdı. Tankın üzerindeki üç askerle göz göze gelmişti. Gözlerinin içine bakarak tekrar bağırdı:

“Ben Türk askeriyim. Siz kimlerin askerisiniz?” Tank durdu. Sonra yeniden hareket etti. Metin bir şeyler yapmalıydı. Vatanının yollarında halkın üzerine yürüyen bu tank durmalıydı. Durmalı ve bir daha asla hareket etmemeliydi. Buna izin vermemeliydi. Bu tank, bu vatanın toprağında büyümüş hiç kimsenin üzerine doğru gidemezdi. Gitmeyecekti. Aniden kendini, dönen paletin önüne attı. Yere boylu boyunca uzandı. Ezilmeyi göze aldı.

 Yüreğini mabedinin göğsüne koydu.

Tanktakiler de diğer askerler de şaşkındılar.  Ona kalkması için bağırmaya başladılar. Kalkmadı. Millet iradesinin üstünde hiçbir gücün olmadığını bilerek yatıyordu. Bu vatanın yollarına serdiği yüreği hızla çarpıyordu. Ve çarpması durana kadar da burada, bu paletin önünde yatmaya devam edecekti. Milletin askeriyle, milletin tankı, tüfeğiyle, uçağıyla, milletin evlatlarını hedef alan bu alçak, karaktersiz, insanlık yoksunu soysuz hainlere karşı durmaya devam edecekti.

O buraya ölmeye gelmişti. Üzerinde silah, bıçak, sopa olmadan bir tek verecek canıyla vatan için aşk ile ölmeye gelmişti. Paletin önüne yüreğini, ciğerini, başını koydu. O hazırdı.

Ellerinde silahla bekleyen askerler:

“Tankın önünden kalk.” diye emrettiler.

“Aksi takdirde seni vuracağız.” diye bağırdılar.

Metin emre, tehditlere boyun eğmedi. Kalkmadı. Tank hareket etmeye devam etti. Ya askerler ateş edecekti ya da tank ezecekti. Gelmekte olan o ölüm anını yaşamak için bekledi.

Şehit olacaktı.

Tank durdu.

Tankın üzerindeki üç asker:

“Biz de Türk askeriyiz.” diye bağırdılar.

“Biz de bu vatanın evlatlarıyız. Sizdeniz. “

Metin kalktı. Birden büyük bir kalabalık etraflarını sardı. Tüm vatan evlatları, yaşlısı, kadını, genci al bayraklarla geldi.

“Ya Allah, Bismillah, Allahuekber… Vatan sana canım feda.” sesleri gökyüzüne ulaştı. Şehit İlhan, şehit Emine, şehit Ozan, şehit Fatih ve diğer şehitler gökyüzünden gülümsediler.

Metin kalabalığın kenarında durdu. Tanka baktı. Tankın üzerinde sallanan al bayrağı gördü. Başını gökyüzüne çevirip şahadet şerbetini içemediği için buruk, vatan için mutlu gülümsedi.

İnsanın en sevdiği, cananı elinden alınıyorsa can verilirdi.

 

 

(Bu hikâye Metin DOĞAN’ın başından geçen yaşanmış olaylardan alıntılanarak yazılmıştır.)

 

Ataman KALEBOZAN

atamankalebozan@hotmail.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar