Yüreğimi Üstüne Örterim
Ataman Kalebozan

Ataman Kalebozan

Yüreğimi Üstüne Örterim

22 Kasım 2014 - 09:42

Merdivenlerden çıkarak on bir numaralı dairenin önüne geldim. Elimi zile uzattım. Çaldım. Kapıyı Serap abla açınca sevindim. Yine de hemen girmedim. Bekledim. Serap abla “Şermin, gelsene içeri.” diyerek beni kolumdan tutup çekti. “Ben de sıkılmıştım.” dedi yanağıma fiske atarak. Sevindim. Onunla vakit geçirmekten hoşlanırdım.


Orta boylu, esmer, ela gözlü, yuvarlak yüzlü güzel bir kızdı. Saçları uzun, kızıl ve kıvırcıktı. Ama o, saçlarının kıvırcıklığından hiç hoşlanmaz sürekli düzleştirirdi. Yine elinde düzleştiriciyi görünce “Saçların mı?” diye sordum. “Yok” dedi. “Bu sefer yüzümdeki kırışıklıkları düzelteceğim.” Gülüştük. Elindekini girişteki dolaba bırakarak “Bir şeyler atıştıralım mı?” diye mutfağa yöneldi. Peşinden gittim.


Serap ablayla sohbet ederek karnımızı doyurduk. O, bulaşıkları yıkadı. Ben kapları kurulayıp onun söylediği yerlere koydum. Küçük kâseleri de yerleştirmek üzere ahşap dolabı açtım. Gördüğüm şey karşısında gözlerimi dikip olduğum yerde kalakaldım. Işıl ışıl cam kavanozlar özenle yan yana dizilmiş, ağızları beyaz kapaklarla sıkı sıkıya kapatılmıştı. Beni orada öylece hareketsiz bırakan şey, beyaz kapaklı ışıltılı kavanozlar değil, içindeki reçellerdi. Üstelik çilek reçeliydi.


Ve çilek benim en sevdiğim meyveydi.


Uzun zamandır yemediğim çileklerle ansızın bir dolabın içinde karşılaşınca; üstelik yan yana ve pembeleşmiş bir halde karşılaşınca ister istemez bakmaya devam ettim.


Serap abla eğilip kavanozlardan birini aldı. Beyaz kapağını açıp içine yemek kaşığını daldırdı. Reçelin kavanozdan kaşığa doluşunu, kaşıktan tabağa kıvamlı bir şekilde akışını izledim.


Babam hep çilek alır, üzerine de toz şekerini döker kardeşimle bana verirdi. Biz de koca bir tabağı karnımız ağrıyıncaya dek yerdik. Şimdi kim bilir kaçıncı şişenin dibinde unutmuştu bizi. Kimlerle, nerelerde yatıp kalkıyordu, bilmiyordum. Eve hiç gelmiyordu.


Gelmesini de istemiyordum.


Ya bir gün gelirse?


Annemin yüzünü bir türlü kafamda netleştiremiyordum. Hatırladığım iki üç hali vardı. Akşamları babam gelene dek endişeli, babam gelince kavgalı, babam gidince gözü yaşlı bir kadındı annem. Akşamları babam bağırır çağırırdı, annem susardı. Sabahları annem ağlayarak hesap sorardı, babam susardı. Özür diler, yaptıklarını hatırlamadığını söyler, bir daha içmeyeceğine dair sözler verir ve akşam eve babamdan önce, attığı nara sesleri gelirdi.


Ben ne babamın nara sesini ne de annemin ağlama sesini seviyordum. Her ikisine de kızıyordum. Babama içip kendisini kaybettiği için, anneme babamın her türlü hakaretine, dayağına katlandığı için kızıyordum. Anlayamıyordum. Birbirleriyle kavga etmekle o kadar meşguldüler ki yanı başlarında büyümeye çalışan çocukları olduğunu unutmuşlardı. Kavga ettikleri zaman kardeşim korkar benim yanıma gelirdi. Sarılırdım. Ona o anda aklıma gelen şiirleri okurdum.


Annem gitgide sinirli, gergin, vara yoğa ağlayan bir kadın olmuştu. Bir gün hastalandı. Hastaneye yatırdılar. Hangi hastane olduğunu bilmiyordum. Ziyaretine hiç götürmediler. Bir daha annemi görmedim.


***


“Biraz çabuk ol, annem dönmeden in aşağıya. Sana reçel verdiğimi de sakın söyleme. Sonra bana kızıyor.” diyen Serap ablanın sesiyle, çilek reçelinden, annesizliğimden, babasızlığımdan, kimsesizliğimden kendime döndüm. Aceleyle elime tutuşturulan iki yemek kaşığı reçelle yine sancıları tutan yüreğimi, ne zaman girdiğimi bilmediğim ergenliğimi yanıma alıp kapıyı açtım.


Serap ablanın annesi bizim onlara gelmemizi istemiyordu. Uzaktan akrabamız sayılırdı. Kalabalık bir aileydiler. Durumları gayet iyiydi. Hiç bilemezdim bizi neden yanında istemediğini. Kim bilir belki de babamdan çekiniyordu. Her ay bize bir miktar yiyecek ve para bırakırdı. Babanız yolluyor derdi.


Biz komşuların, akrabaların gözünde hep sarhoşun kızıydık. Karnemiz pekiyilerle dolu geldiğinde karnemize bakan arkadaşlarımızın anneleri kızlarına; bak babaları içtiği halde zayıfları yok. Senin neyin eksik, karnen kırıklarla dolu derlerdi. Babaları ayyaşın teki olmasına rağmen ne kadar da hanım hanımcıklar, derlerdi. Bizi övüyorlar mıydı yoksa aşağılıyorlar mıydı anlayamazdım. Anladığım tek şey, babamızın içmesinin bize sürekli hatırlatılmasıydı.

Mahallede oyun oynarken arkadaşlarım babalarını görünce “Babam geliyor.” diye koşarak karşılarlardı. Biz babamızın geldiğini görünce eve kaçardık. Ben onun sarhoşluğundan, nara atışından, yalpalayarak yürüyüşünden, sağa sola küfürler savurmasından utanırdım. Babamdan hem utanır hem de korkardım. Ayıkken bizim saçımızın bir tek teline bile kıyamayan, ayıkken ne iyi olan babam; alkollüyken bize kızar, bağırırdı.


Alkollüyken ne dediğini ne yaptığını bilmezdi.


Eve sarhoş geldiği bir gün; hemen odamıza çekilip yatıp uyumamızı istedi. Korktuk. Perdeleri çekip yattık. Hava henüz kararmamıştı. Perdeleri çektiğimiz halde içerisi aydınlıktı. Babam böyle çok içtiği zamanlarda mutlaka sudan sebeplerden bir kavga çıkarır ve annemi döverdi. Niye bu oda bu kadar aydınlık, diye bağırmaya başladı. Kardeşim yorganı başına çekmiş sesini çıkarmadan yatıyordu. Biliyordum babam bu aydınlığı bahane edip annemi dövecekti. Aklıma battaniyeyi pencereye asmak geldi. Babam olduğu yerde ileri geri sallanıp dururken “Baba hemen odayı karanlık yaparım ben.” diyerek battaniyenin uçlarını mandallarla kalın perdelere tutturmuştum. O günden sonra her zor durumda kalışımda olaylara pratik bir çözüm bulmak yanıma kâr mıydı yoksa anıların ezikliği bana zül müydü, bilmiyorum.


O gece annemi dövecek korkusuyla, babam sızana dek yatak odalarının kapısında bekledim. Bir alkoliğin çocuğu olmak çok zordu. Evdeyken sürekli kavga içindesinizdir. Hep şiddet ve küfürle büyümeye çalışırsınız. Hep bir yanınız eksiktir. Hep içinizde kırılmış bir çocukluğun isyanını taşırsınız ama bunu kimselere anlatmazsınız. Alkolik çocukları ketumdur. Suskundur. Babanızın yaptıklarına şahit olan tanıdıklarınızdan utanırsınız. Sanki bütün olanlar sizin suçunuzmuş gibi hissedersiniz. Komşular sizi gördüklerinde evdeki bağrış çağırışların sebebini olan biteni dinlemek isterler. Keyifsiz, renksiz, duyarsız yaşamlarında bu olanlar onlar için bir heyecan, bir değişikliktir. Ben suratlarına bakar konuşmadan yanlarından çeker giderdim. Gerçek suçlular onlardı, babamdı, annemdi. Masum olanlar iki kız çocuğuydu.


***


Eteğimin ucundan tutup merdivenlerden inmeye başladım. Bazen buradan inişimi hayatın tam ortasına gitmeye benzetirdim. Eteğimin ucundan hayatı tuttuğumu zannederdim. Hayal kurardım. Çok hayal kurardım.


Yoksa yaşadıklarımla baş edebilir miydim?


Vakit nasıl da geçmişti. Yukarıya niye çıktığımı unutmuştum. Bir kaç saatliğine de olsa -taşımaktan yorulup yorulmadığımı bilemediğim- sıkıntılarımı bir kenara bırakıp, çilek reçelini bulmuştum dolapta. Toz şekerli çileğin karın ağrısını hatırlamıştım. Çok uzaklardaki bir dost gibiydi.


Kaç zamandır sabah ve öğlen yemek olarak bisküvi, akşamları da ekşimeye yüz tutmuş makarnayı yiyorduk. Makarna bitmiş, bisküvi de az kalmıştı. Kardeşim gelince ne yiyecekti şimdi? Kendime çok kızmıştım. Şu an elimde iki yemek kaşığı çilek reçeli ile durmuş bomboş tencereye bakıyordum. Aptal evet aptalın, bencilin tekiydim ben. Kardeşimi hiç düşünmeden bir güzel tıkınmış sonra da eline sadaka gibi tutuşturulan reçeli alıp koşarak eve gelmiştim. Hiç ar yoktu bende. Yüzsüzün tekiydim.


Çilek reçeliymiş…


Mutfak, tuvalet ve banyonun iç içe olduğu bir odaydı ev dediğimiz yer. Havalar soğumaya başlamış, üzerinde yemek pişmeyen bir ocağı olan bu oda, havalardan önce soğumuştu.
Reçele dönüştürülmüş çileklere baktım. Bir tabağa döküp kenarlarına ertesi sabah için ayırdığımız bir kaç bisküviyi dizdim. Mutfağa gidip kalan yarım ekmeği poşetinden çıkardım. Dilimleyip başka bir tabağa koydum. İşte akşam yemeği hazırdı.


Yemek yapmayı bilmiyordum.


Bildiğim şey; yemeklik malzemeleri babalar getirir, yemekleri de anneler yaparlardı.


***


“Doydun mu?”


“Evet Şermin. Eline sağlık. Dünkü kokmuş makarnadan daha iyiydi.”


“Abla de bana. Ben senin yaşıtın mıyım da Şermin diyorsun?”


“Sen hiç yemedin… Abla”


“Dalga geçme benimle abla derken. Ben tokum.”


“Çileğe dayanamazdın hani?”


“Yok, canım istemedi. Ödevin çok mu bu gün?”


Odamızda iki yatak ve beton zeminin üzerine öylesine serilmiş eski bir kırmızı kilim vardı. Bir tekmeyle açılıverecek kapımız vardı. Sanki duvara öylesine yerleştirilmişti. Hayatın içinde iki kız kardeş vardı. Yalnızlıkları hiç bir yüreğe sığdırılamayan; on iki ve on altı yaşlarında iki kız çocuğu vardı. Yaşayamadıkları çocuklukları vardı. Oyuncakları ellerinden alınmış. Nedeni açıklanmamıştı. Hayatta bir başlarına bırakılmışlardı.


Öylesine işte.


Öylesine unutulmuş.


Bazı geceler yorganıma sarılıp karanlığa gözlerimi diker, dışarıdan gelen sesleri dinlerdim. Kapımızın önünde duruverecek sandığım ayak seslerinden korkardım. Kavga eden sokak köpeklerinin seslerini duyar; içeriye dalıvereceklerini zannederdim.


Korkardım.


Köpek seslerinden çok korkardım.

Sonra kardeşim yatağında doğrulur:


“Abla uyudun mu?” derdi.


“Uyumadım. Ne oldu?”


“Yanına geleyim mi?”


“Gel, korktun mu?”


“Korkmadım ki, üşüdüm sadece.”


Dışarıda yaprakları hışırdatan rüzgâr mıydı? Karanlığın içindeki seslerden, başka çocuklar da korkar mıydı? Korkup da annelerinin eteklerine mi saklanırlardı? Korkup da karanlığı babalarına mı şikâyet ederlerdi? Biz kime şikâyet edecektik? Karanlığın seslerinden nereye saklanacaktık? Bilemezdim. Bilmek istemezdim.


Ben annemi isterdim.


“Abla.”


“Hani bir şey diyordun ya. Onu söylesene yine.”


“Neymiş o?”


“Hani şu…”


Yüreğimi üstüne örterim, şimdi geçer üşümen, derdim hep kardeşime. Yalnızlığımızdan, annesizliğimizden, babasızlığımızdan, onca insanın arasındaki kimsesizliğimizden üşürdüm.


Çok üşürdüm.

 

 

 

 

Ataman KALEBOZAN

 

atamankalebozan@hotmail.com

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Hülya Güvercin
    3 yıl önce
    Gözlerimden akan yaşlar değil anıların hüznü..Çok derin ..Bana birçok şeyi anlatırken Gözlerimin önünden kimler kimler geçmediki üstüme serdiğini yüreğine binlerce sağlık...
  • Hülya Güvercin
    3 yıl önce
    Gözlerimden akan yaşlar değil anıların hüznü..Çok derin ..Bana birçok şeyi anlatırken Gözlerimin önünden kimler kimler geçmediki üstüme serdiğini yüreğine binlerce sağlık...

Son Yazılar