Futbol Sadece Futbol Değildir
Aziz Dolu Atabey

Aziz Dolu Atabey

Futbol Sadece Futbol Değildir

25 Temmuz 2016 - 12:19

Depik sözcüğü, çoğu kişinin hafsalası için bir şey ifade etmeyebilir. Çünkü ülkemizde dil ve tarih eğitimi özellikle de Türk tarihinin eğitimi ne yazık ki (maalesef) doğru dürüst verilmemektedir. Oysa 15. ve 16. yüzyılların, tarihçilerce “Türk asrı” olarak adlandırıldığı; başta Devlet-i Âliyye-i Osmanîyye (Osmanlı Hanedanlığı) olmak üzere Ed’devleti’t-Türkiyya (Memlûklar), Safevî Devleti, Babür Devleti diye giden güzidelerin Asya, Avrupa ve Afrika’dan oluşan eski dünyayı yönettikleri sonrasında 17. yüzyıldan itibaren işlerin yolunda gitmemeye başladığı söz gelimi Babür Devletinin, İngilizlerin tahakkümüne girdiği gibi gerçekler yeni nesillere mutlaka ve mutlaka öğretilmelidir.



Günümüzde Hindistan, Pakistan ve Bangladeş olarak adlandırılan bölgeye gelen İngiliz sömürgeciler burada, özellikle yaya (piyade) sınıfındaki Türk askerleri arasında tek kale karşılaşma (müsabaka, match) şeklinde -biraz da eğitim amaçlı olarak- oynanan “depik oyunu”nu görmüşler, beğenmişler ve bu oyunu ülkelerine götürerek dahası bir kale daha ekleyivererek kendilerine mal’etmişlerdir. Tıpkı Marko Polo’nun, Türk’ün eriştesini götürmesi; eriştenin adının spagettiye, makarnaya dönüşmesi üstüne üstlük Türk mutfağının en güzel yemeklerinden olan binlerce yıllık eriştenin birden bire İtalyanların millî yemeği oluvermesi gibi!.. Polo oyununun da yine atlı (süvari) Türk askerlerinin talim amaçlı oynadıkları bir oyun olduğunu ve Türk boyları ile birlikte Avrupa’ya taşındığını yine okçuluk, cirit, hatta ve hatta karate, kung fu gibi bireysel savunma idmanlarının (spor) Mete Han’ın ordusunda sıradan, günlük talimler olduğunu da hatırlatalım.



Depik (football) oyununun Osmanlı Türkiye’sine gelmesini İstanbul/Galata’da, Selânik’te, İzmir’de yaşayan Levantenlere bağlayanlar çıkmaktadır. Ama “depik”ten hareketle biz, bu bilginin eksik ya da yanlış olduğu görüşündeyiz. Bununla birlikte günümüzün çift kale depik karşılaşmalarının (müsabaka/match) 1900’lü yıllarla birlikte yaygınlaştığı da bir vakıadır. Özellikle I. Dünya Savaşı sonrasında gelen ateşkes (mütareke) yıllarında Beşiktaş ve Fenerbahçe takımlarımızın İtilaf Kuvvetleri bünyesinde oluşturulan takımlarla yaptıkları karşılaşmalar (müsabaka/match) Türk halkına manevî (moral) destek sağlamıştır. İstanbul’dan, Anadolu’ya silah aktarımı (sevkiyat) da cabası!..



Son yıllarda Türk futbolunun bir buhranın (kaos, crisis) içine düştüğü gerçeği yediden, yetmişe herkesin malûmudur. Şikeydi, şikâyetti derken gelinen noktada ‘şıracının şahidi, bozacı’ deyiminin “cuk” diye oturduğu bir vaziyete demir atmış bulunuyoruz ne yazık ki. Yıllar yılı altyapıların ihmal edilmesi; yurtdışından “garanti ücret” karşılığı getirilen yüzlerce kişiliksiz, niteliksiz oyuncuya ödenen paraların heba olması; kulüplerin borç batağına sürüklenmesi; özellikle Anadolu’daki kulüplerin mafya kılıklı insanların kümelendiği yerlere dönüşmesi gibi sorunlarla boğuşan camiada bir de şike rezaletinin (scandal) patlak vermesi daha doğrusu yıllardır yapılagelen şikenin ete-kemiğe bürünüp, adliye koridorlarına taşınması diye giden gelişmeler kulüplerimizi epeyce bir yıpratmıştır. Bütün bu sorunların tuzu-biberi olan şike sürecinde, AKP’li Spor Bakanının konu mankeni gibi kalmasının, sorunlar hanesine bir çetele daha eklediğini haliyle “Türk futbolu” olarak adlandırılan camiada bir yönetim ve denetim sorunu olduğunu da belirtmek durumundayız.



Bütün olumsuz gelişmelere, kötü gidişata rağmen geleceğe umutla bakmak gerekmektedir. Zira depik (football) oyunu, en sevilen idman (spor) dallarından biridir. Ülkemizde, depik (football) kulüplerine ayrı bir önem verilmektedir. Diğer idman (spor) dallarının pek rağbet görmemesi, seyirci çekmemesi de bunun en temel göstergesidir kuşkusuz. Haliyle bu ilgi, işlerin düzeleceğine olan inancı, umudu arttırmaktadır. Tabi “ata sporu” olarak kabul edilen güreşin, Türk insanının kalbindeki yeri ve önemi her zaman farklı olacaktır.


Milletçe kışın, futbolla yatıp; yazın, güreşle kalktığımız söylenebilir. Hal böyle olunca da, söz konusu idman (spor) dallarının her daim yunup-yıkanması, kirden-pastan arındırılması gerekmektedir. Güreşi, paraya değişen çakma pehlivanlar; meşin yuvarlağı, şikeye kurban eden soyka depikçiler (futbolcu) alın teri ile bir şeyler yapmaya çalışan temiz vicdanlı insanları -ister istemez- mağdur edecektir. Yeri gelmişken rahmetli Galip Erdem ağabeyimizi ve Beşiktaş üzerine kaleme aldığı meşhur yazıyı anımsatmadan geçmeyelim. Sanalağın (internet) arama çubuklarından herhangi birine “Beşiktaş nasıl kurtulur?” yazmak suretiyle, bu hasbıhali mutlaka ve mutlaka okumalısınız.


Gelelim, katıldığımız, depikle (football) ilgili uluslararası turnuvalara… Bir yanda, dünyanın 1 numarası kabul edilen Brezilya'ya bile kök söktürerek dünya 3.'sü olmuş bir millî takımın; saçını, "Türk usûlü" yana taradığı için İstanbul'daki depik (football) baronlarına yaranamayan hocası Şenol Güneş!.. Diğer yanda, son 20 yılın en kötü performansını sergileyen bir millî takımın -Sultanahmet dilencisi gibi- başka ülke takımlarının ihsanları ile ve de kıl payı başarılar elde ede ede giden dahası saçını da "İtalyan style (stil)" geriye tarayan; son zamanlarda da saha kenarında sakız çiğnemesiyle (gerçi şekersiz sakız orucu bozmaz ama!!!), basın toplantısında pet şişeyi kafasına dikmesiyle (işte bu orucu bozar!!!) gündeme gelen teknik direktörü Fatih Terim... “Alçakgönüllülükte (tevazu) toprak gibi ol” diyen Hz. Mevlâna’dan himmet almak da bir nasip meselesi sonuçta!..



Ha bir de, son zamanlarda sahadaki depikçilere (futbolcu) bakınca 10 tanesinin sakallı olduğunu görüyoruz. Şenol Hoca'nın "çekik gözlülerinin" yerini, Mister Terim'in "sakallıları" almış durumda.. Köklü (radikal) bir anlayış (mantalite) değişikliğine gidildiği ortada.. Peki, “Mister Terim niye sakal bırakmıyor” derseniz; “meşhur dudak hareketlerini daha açık (net) sergileyebilmek için olabilir” gibisinden bir akıl yürütme de yapılabilir. Neyse, cancağızlar!. “Sakal-cübbe peygamberlerin mirasçısı olmaları hasebiyle âlimlerin harcıdır” diyerek, bu konuyu bir atasözümüzle noktalayalım: Sakalda keramet olsaydı, kediye Abdurrahman Çelebi derlerdi!.



Antalya ve Beşiktaş ile birlikte, yakınlık (sympathize/sympathy) duyduğumuz bir başka takım da Traxtur Sazi kulübüdür canlar. İstiklâl Harbi yıllarında Beşiktaş'ımız, Fenerbahçe'miz ne yapmışsa dün, zor zamanlarımızda Galatasaray’ımız neyi başarmışsa bugün, Güney Azerbaycan’ımızın incisi Tebriz’in depik (football) takımı Traxtur da onu yapmaktadır. Güney Azerbaycan Türklüğüne millî kimlik, millî şuur aşılamaktadır. Haliyle sözünü ettiğimiz bu takımlar, bir kentin, bölgenin değil; ülkemizin ve milletimizin ortak değerleridir. Bu değerlerin bileşke kuvveti olan, olması gereken Türk Millî Takımı ise topyekûn bu ülkenin, bu milletin övünç kaynağıdır.



Bu ülke ve bu millet demişken… Söz konusu bu ülkenin sınırları Macaristan ovalarından başlayıp; Saha (Sakha/Saka) Yerine kadar uzanmaktadır. Türkçe konuşan, Türkçe düşünen, Türkçe hisseden, ya da en azından Türk’ü seven herkes bu milletin bir üyesidir. Haliyle bu niteliklere sahip, dünyanın neresinde bir depikçi (futbolcu) varsa, millî takımın kapıları -bu kardeşimiz için- ardına kadar açık olmalıdır. Dahası Türkiye, azınlık durumundaki veya işgal altındaki Türk yurtlarında -el altından- depik (football) kulüpleri açılmasını teşvik ederek, buralarda özellikle Türk gençlerinin aklını, gönlünü, vicdanını Türkiye’ye yönlendirmeye çalışmalıdır. Sözün özü depik (football) sadece depik (football) değildir.

 

 

 

 

 

 

*** film izle *** izle

 

 

Aziz Dolu Atabey

http://azizdolu.blogcu.com/

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar