Meral Abla'nın Ev Yemekleri
Aziz Dolu Atabey

Aziz Dolu Atabey

Meral Abla'nın Ev Yemekleri

21 Ağustos 2017 - 09:37 - Güncelleme: 22 Ağustos 2017 - 20:15

AKP, şu anda 4 puan önde götürdüğü ligde kalan son maçına formaliteden çıkan bir takım görünümünde. Her türlü siyasî doyuma ulaşmış; fahiş fiyatlarla ve onlarca yıl geçiş parası ödenecek paralı ve dahi pahalı yollar, köprüler yapmak dışında dişe dokunur bir başarı da ortaya koy(a)mamış siyasî yapı eleştirisiyle yüz yüze kalması da cabası. Söz gelimi Kıbrıs’ı ele alalım. “Yes be anem!”le başlayan şimdilerde 2. perdesi sergilenen çözüm görüşmelerinin (müzakere) “Ver, kurtul!” anlamına gelmediği ne malûm? Bir Roman açılımı, Sulukule’nin imara açılması dışında ne kazandırdı Roman vatandaşlarımıza? Ya Ermeni açılımı?.. En dramatik olanı da PKK ile girişilen çözüm çalıştayları -affedersiniz- görüşmeleri kuşkusuz. Neredeyse çözülmeye kadar gideyazan bu çözümden kim ne anladı? Gerçi “Yiğidi öldür ama hakkını yeme.” demişler. Çözüm-mözüm ayağına, Arapları grip edip yorgan-döşek yatıran -sözde- bahar havasından nezle bile olmadan kurtulduğumuz da bir gerçek. Gabar’da, Cudi’de, Amanoslar’da zaman zaman ayağımıza batan kör dikenler de olmasa ülke güllük-gülistanlık olacak neredeyse. Bir dönem ardı ardına patlayan bombaları saymazsak tabi.

 

CHP yürüdü. Daha doğrusu Kılıçdaroğlu yürüdü. Böylece CHP’de genel başkanlık yarışları ile anlam bulan kurultaylar dönemi de bir süreliğine askıya alınmış oldu. Kılıçdaroğlu’nun, koltuğunu sağlama aldığını söyleyebiliriz. Gerçi AKP’lilere kalırsa CHP ve Kılıçdaroğlu, PKK denen bölücü terör örgütünün siyasî uzantısı ile kol kola yürümüş oldu ama ya -bizzat reislerinin söylemiyle- FETÖ terör örgütü denen yapılanmayla yıllardır kucak kucağa yaşayan AKP’ye ne demeli? Kol kola yürümekle yollar aşınmaz. Çok olsa adınız çıkar. Ama kucak kucağa yaşarsanız gebe kalma olasılığınız hayli yükselir. Allah korusun (maazallah), nur topu gibi bir cuntanızın olması işten bile değildir. Hem 15 yıllık “seviyeli” birliktelikten sonra da, bu işin tecavüz olduğuna kimseyi inandıramazsınız. “Çok safız!.” diyorsanız o zaman başka tabi. Safsanız, durum daha da vahim bir hâl alır. Çünkü devlet yönetimi saflığı kaldırmaz.

 

MHP tepe yönetimi, psikoloji bilimine denek olacak cinsten. Kendisini, devletin kolluk kuvvetlerinin yerine koyup; HDP’lilerle söz dalaşına girmenin kime ne faydası var ki? Ya AKP’nin başarıları ile sevinmeye, avunmaya ne demeli? Tam bir psikolojik vaka (olay) söz konusu. Sahi, “içe yansıtma” mı deniyordu bu rahatsızlığa? Kısacası (vel’hâsıl) MHP tabanı bu hâliyle narkoz verilmiş hastalara benziyor. Tavan demişsiniz, zaten köstekli at hâllerinde!.. 80’den düşme; 120’yi aşma mantığı ile siyaset otobanında aheste aheste gidiyor. Tasavvuftaki “fenafillah” yani Tanrı’da yok olma, Tanrı ile bütünleşme demek olan durumu MHP’lilerin ülkede yok olmak, ülke olmak şeklinde algıladıkları, anladıkları ortada. Diğer fırkalar (party) seçmenlerine bol keseden yat, kat, araba, oğlana iş, kıza çeyiz sözleri (vaat) verirken; MHP’nin, seçmenlerine “Önce ülkem!” ödevi vermesinin, seçmenlere pek de çekici (cazip) gelmediği anlaşılıyor. Yine etnik özürlü, entel-dantel, liberal, şu’cu-bu’cu, dinci geçinen kesimlerce itici (antipatik) bulunması da fırka (party) açısından bir başka sorun…

 

HDP’liler, ortalıkta avanak avanak -affedersiniz- avare avare dolaşıyorlar. AKP’nin, önce sevgi manyağı yaptığı; şımarınca da, ensesine şaplağı yapıştırdığı afacan veletlere dönen HDP’lilerin bu sarsıntıyı (shock/şo:k) atlatmaları, kendilerini toparlamaları epeyce bir zaman alacak gibi görünüyor. Yalnız bu süreçte sabah-akşam “Kendim ettim kendim buldum” türküsü dillendirseler; yatıp-kalkıp, nerde yanlış yaptıklarını düşünseler de yeridir. Zira Türkiye Cumhuriyeti Devletini değil de; içi, 10 numara ince yağla dolu olan Kandil’i dikkate alan bir siyasî hareketin sonunun ya yolda, alev alev yanmak ya da Diyarbakır surlarına bodoslama toslamak olacağını öngörmek için abdal olmaya gerek yoktu. Misal Sur’da yaşananlar tam anlamıyla bir toslama değil de nedir? Tam bir aptallık olması da cabası!..

 

Eskiden Demirelciler, Ecevitçiler, Türkeşçiler, Erbakancılar vardı. Sonra Özalcılar geldi. Son olarak da Tayyipçiler furyası, modası… Adına ne derseniz artık. Şimdilerde ise “Baba’nın kızı” Tansu Çiller’in, bir türlü yakalayamadığı rüzgârı ardına almış gibi görünen bir Meral Akşener var meydanlarda. Çiller’in çırağı iken, “Boynuz, kulağı geçer.” sözüne anlam katan bir siyasî hareketlenmeyi başlatmış gibi görünüyor. Toplumsal beklentilerin, Sayın Akşener’i öne doğru birkaç adım iteklemesi de söz konusu. Hal böyle olunca, iyi bir rüzgâr yakalamış oldu. Görünen o ki, Meral Abla’nın ev yemeklerini sevenler günden güne artıyor. Bu süreçte, Meral Hanım’ın dikkat etmesi gereken hususlar da artıyor doğal olarak. Bu hususların başında da kadro sorunu geliyor. Meral Hanım, yola beraber çıktığı arkadaşlarına sırtını dönmemeli; yanında-yönünde dolanan -kurt görünümlü- kimi çakalın ipiyle kuyuya inmemelidir. Hele de Sinan Oğan, Ümit Özdağ, Mansur Yavaş gibi isimleri dışlarsa siyasî hayatının en büyük hatasını yapmış olur. Zira depik (football) bir takım oyunudur. Öyle ya, takım iyi olmazsa -Galip Erdem Bey’in de dediği gibi- “Beşiktaş nasıl kurtulur?”

Aziz Dolu Atabey

http://azizdolu.blogcu.com/

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar