Şangay Bilmem Ne Kaç’lısı
Aziz Dolu Atabey

Aziz Dolu Atabey

Şangay Bilmem Ne Kaç’lısı

10 Aralık 2016 - 15:13

Türkiye’nin, Avrupa kapılarında bilmem kaç yıldır beklediğini söylememize gerek yoktur sanırım. Zaman zaman gurur kırıcı da olan bir dizi süreçten sonra köprülerin atılması kaçınılmazdı. Haliyle Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin kopma noktasına gelmesi hususunda, doğrudan doğruya AKP Hükümetinin suçlanmasını doğru bulmuyoruz. Bununla birlikte, sürecin bu noktaya gelmesinde AKP’nin de sorumlu olduğu/olabileceği ihtimalini ise saklı tutuyoruz. AKP Hükümetinin, Şangay kartını kurusıkı (blöf) niyetine elinde tutma olasılığını da hakeza.

 

Türkiye’nin en çok dış satım (ihracat) yaptığı ülkeler Almanya (% 10.1), İngiltere (% 6.4), İtalya (% 5.7), Fransa (% 5.3), Irak (% 5.3) diye sıralanmaktadır. Dış alımda (ithalatta) ise Rusya (%11.6), Almanya (% 9.5), Çin (% 9.3), ABD (% 6.6), İtalya (% 5.5) başı çekmektedir. Görüldüğü üzere dış satımlarımızı ekseriyetle Avrupa ülkelerine yaparken; Çin’e 2 TL’lik mal satıp, 20 TL’lik mal alıyoruz. Rusya söz konusu olduğunda bu oran 3 TL’lik satıma, 20 TL’lik alım olarak karşımıza çıkıyor. Ülkedeki yabancı yatırımlarının neredeyse % 80’inin Avrupa Birliği ülkelerine ait olduğu ve bu ülkelerin de Hollanda, Almanya, Lüksemburg, Belçika, Fransa, Avusturya olarak kayıtlara geçtiği gerçeği de cabası. Bu durumda, Avrupa ile olası bir boşanmanın hayli gürültü-patırtı çıkaracağını öngörebilirsiniz. Her iki taraf da hayli bol sıfırlı bedeller ödeyecektir. Avrupa’nın, iktisadî kayıplarının dışında yaşayacağı siyasî, askerî, psiko-sosyal vd. kayıpların bedeli ise çok daha ağır olacaktır. Şöyle ki Amerika, Rusya, Çin gibi ülkeler karşısında iddialı bir güç olmak için gereksinim duyduğu başta askerî olmak üzere bir dizi etkenden birkaç tanesine birden sahip olan Türkiye’yi kaybetmek, uzun vadede Avrupa’nın zarar hanesine yazılacaktır.

 

Avrupa Birliğine karşı kozlarını oynamaya çalışan AKP Hükümetinin, Şangay 5’lisi daha doğrusu Şangay 6’lısına katılma hamlesinin ne kadar gerçekçi olacağını ise bekleyip göreceğiz. Aslına bakarsanız AKP’nin Şangay açılımı fıkralara konu olacak cinsten. Niye derseniz; eski karısının nişanlandığını duyan bir adamın, ona nispet yapmak ve/veya ondan önce evlenmek için pavyondan kadın çıkarmasına benziyor da ondan. Hatta hemen, şipşak bir fıkra da kurgulayıverelim yeri gelmişken: Recep Usta ile Garbiye boşanmış. Bir süre sonra Garbiye’nin, bir başka erkekle nişanlandığını duyan Recep Usta, ondan önce evlenme gayesi/kaygısıyla ve dahi nispet olsun diye, pavyondan tanıdığı Serap’la evlenmiş. Mış, mış, mış da muş, muş, muş. AKP’nin Şangay açılımı biraz da bu serap görme hallerini andırıyor bize kalırsa.

 

Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan’ın üye olması nedeniyle Şangay 6’lısı olarak adlandırılan ve –Hindistan ve Pakistan’ın da Temmuz 2017’de üye olacağı da hesaba katıldığında- ilerleyen yıllarda üye sayısının 10’u geçeceğini öngördüğümüz iktisadî (economic) birliği masaya yatırdığımızda kabaca şunu görüyoruz. Çin -elektronik ağırlıklı olmak üzere- sanayi üretim üssü olarak öne çıkıyor. Rusya, Kazakistan gibi ülkeler neft (petrol) ve doğalgaz yani hammadde üretimi ile masadaki yerlerini alıyorlar. Haliyle Türkiye, bu birliğin bir üyesi olduğunda kış aylarında yaş sebze ve meyve satabilir. Yaz aylarında ise bu pazar payının Türkmenistan, Özbekistan, İran, Pakistan gibi ülkeler lehinde bir daralma yaşayacağı hatta neredeyse duracağı dikkate alınmalıdır. Zira bu ülkelerdeki tarımsal üretim maliyetleri Türk çiftçisinin göğüslediği üretim giderleri karşısında neredeyse yok hükmündedir. Peki başka? Rusya’ya, domatesten başka ne satıyoruz ki?

 

Şangay 6’lısının ağa babaları olan Çin ve Rusya’nın, Türkiye’nin de birliğe dâhil olmasından kârlı çıkacağı açıktır. Rusya, sahip olduğu neft (petrol) ve doğalgazı Türkiye üzerinden ana alıcı konumundaki Avrupa’ya ulaştıracaktır. Başta Ortadoğu olmak üzere jeo-stratejik bölgelerde siyasî ve askerî açıdan yalnızlığı sona erecektir. Peki, ya Çin? Çin’in, tarihî İpek Yolunu demiryolu ağı ile modernize ederek tekrar canlandırıp; Pekin-İstanbul hattından, Avrupa’ya ulaşmak istemesi ise bin yılın projesi olarak adlandırılmaktadır. Yavuz Sultan Selim Köprüsü vb. altyapı yatırımları bu proje kapsamında değerlendirilebilir. İlerleyen yıllarda birliğe katılmayı düşünen İran’ın, Güney Azerbaycan konusunda rahat bir soluk alacak olmasını da unutmamalısınız. Peki, bu üç ülke ile gelişecek ilişkiler kullanılarak, bu ülkelerdeki Türk topluluklarının sosyo-kültürel hakları, özgürlükleri güvence altına alınabilir mi? Ne diyelim; inşallah alınır. Tabi, AKP’nin böyle bir gayesi ve kaygısı varsa?!.

 

Şangay 6’lısına girmek -orta ve uzun vadede- Türkiye’nin de işine gelecektir. Şöyle ki; şimdilerde Avrupa Birliği ile imzalanan tek yanlı anlaşmalar yüzünden doğru dürüst ticaret yapamadığımız Türk Cumhuriyetleri ile siyasî, iktisadî, irfanî (kültürel) vd. birçok alanda daha bir yakın işbirliği için yeni fırsatlar yakalanabilir. Rusya pazarında oldukça başarılı çalışmalara imza atan inşaat şirketlerimizin önünün iyiden iyiye açılması da cabası… Tam da bu noktada; sedan, jip (jeep), toplu taşıma aracı gibi modeller üreten bir yerli otomotiv şirketine sahip olmaması Türkiye iktisadı için gerçekten büyük kayıptır. Dahası Çin gibi bir ülkeyle rekabet edilirken, gıdanın yanına yüksek teknolojiye dayalı ürünler de olmalıdır. 

 

Peki ama 1990’lı yıllardan bu yana Türk Cumhuriyetleri arasında olması gereken ama bir türlü ol(a)mayan işbirliği niçin gerçekleştirilemedi? Liberal/Batıcı fırkalar (party), sol/sosyalist fırkalar nihayetinde siyasal İslâmcı/dinci fırkanın öncesinde de Refah Partisinin Türk Birliği fikrine yeterince sahip çıkmaması yüzünden elbette ki. Dış siyasette, suya-sabuna dokunmayan bir yol tutturan AKP Hükümetlerinin, Rusya’nın tepkisini çekmemek için bölgeye girmek istememiş olması da olası tabi.

 

Şangay İşbirliği Örgütü adı altında toplanan Rusya, Çin ve gözlemci olarak bulunan İran ile Türkiye arasında iktisadî değil belki ama orta ve uzun vadede siyasî sorunların çıkması kaçınılmaz olacaktır. Çünkü birliğin kuruluş amaçları belirlenirken iktisadî işbirliğinin yanı sıra terör ve ayrılıkçı fikirlerle yani bağımsızlık hareketleri ile mücadele de metne girmiştir. Haliyle Kırım, Karabağ, her an patlamaya hazır bir bomba gibi duran Çeçenistan, Tataristan’ın olası bağımsızlık ilânı, olası bir Saha/Sakha (Yakutistan) bağımsızlık hareketi gibi gelişmeler Rusya ile Türkiye’yi karşı karşıya getirebilir. Yarısı Türk, İran’da kıvılcımları çıkmaya başlayan Güney Azerbaycan Özgürlük/Bağımsızlık Hareketi ve işgal edildiği 1950’li yıllardan bu yana soykırıma varan katliamlara maruz kalan Doğu Türkistan Türkleri yüzünden Çin’le her an gerilebilecek ilişkileri de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu tür bir gelişme söz konusu olduğunda Türkiye’nin birliğe katılmış olması, Türkiye’nin etkisizleştirilmesi (nötr) anlamına gelecekse bu durumun hoş olmayacağını, vicdanlarda hoş karşılanmayacağını söylememize gerek yoktur sanırım.

 

Haçlıları, Ortadoğu’dan sürüp çıkaran Zengilerin; Orta Anadolu’da, Moğol hâkimiyetine son veren Karamanoğullarının; Çin’e son akını düzenleyen Nadir Şahların genini taşıyan bir Avşar Türkmen’i olmamız hasebiyle ve dahi Pîr-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevî Hazretlerinin kavli üzere -elhamdülillah- Türk’üz. Haliyle Türkçülüğe, Atatürkçülüğe bir meylimiz, yakınlığımız (sempaty) vardır her daim. Bu yüzden de Yakutistan’dan, Macaristan’a kadar uzanan Türk Dünyasına ve “Türk Birliğine inanıyorum. Onu görüyorum.” diyen Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’e kayıtsız kal(a)mayız. Kapalı kapılar ardında neler olup-bittiğini bilemeyiz belki ama kapıların önünde uzayıp giden bütün yollar Turan’a çıkar bizde. Brüksel lahanası, Şangay pirinci pek ilgimizi çekmez. İş bu sebeple yani her hâlükârda (halde ve şartta) Türk Birliğini ister, Türk Birliğini savunuruz. Çerağımız Gaspıralı İsmail Bey gibi “Dilde, fikirde, içte birlik.” deriz. Hadi varın siz, galat-ı meşhura uyup “Dilde, fikirde, işte birlik.” deyin. Aynı kapıya çıkıyor ne de olsa!. Son zamanlarda aile fotoğrafı çektirmekten öteye geç(e)meyen Türk Keneşine (council) işlerlik, işlevsellik kazandırılmasını bekleriz. Ne demiş adı görklü atalar: Sabreden derviş, muradına ermiş!.

 

Aziz Dolu Atabey

http://azizdolu.blogcu.com/

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar