Seçime Doğru…
Muratcan Işıldak

Muratcan Işıldak

Seçime Doğru…

25 Mart 2019 - 09:57 - Güncelleme: 25 Mart 2019 - 10:00

Siyasete yeni anlayışlar ekleniyor: Seçime katılabilirsin ama kazanmamak şartıyla. Seçilebilirsin ama yönetmemek şartıyla. Parlamento olabilir ama yetkileri olmamak şartıyla. Belediye seçimleri için bir reklam: “Memleket işi, gönül işi” ... Biz onları hizmete talip sanırken meğer yüce gönüllüklerinden bu işe razı olmuşlar. Sağ olsunlar, fedakarlıklarının karşılığını elbet bu halk layıkıyla değerlendirecektir….

Rekabet savaşa dönüştürülürse, rakip düşman olur; yarışma da yıkım ve yok ediş... Bu tarih boyunca tekrarlanan ve hırsın mantığı alt ettiği bir hatadır. En vahimi de rekabet ortamı (yarışma) biter ve kuralsız, acımasız bir savaş ortamı doğar. Büyük Atatürk ülkemize işgale gelen DÜŞMAN askerleri için "bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır."  demiştir. Dünya’da hangi komutan kendi ülkesini işgale gelip ölen düşman askerine böyle seslendi? Savaş döneminde bile barışı savunmanın, düşmanına bile saygılı davranmanın örneğidir bu sözler.  Aynı ülkede, aynı milletin üyelilerinden bir taraf, aralarındaki rekabette kendine zaferin tatlı şerbetini, diğer tarafa yenilginin acı zehrini layık görürse, o ülkede ne birlik ne ülkü ve inanç ortaklığı ne de barış olur. Ülke savrulmaya başladığında da ‘dış güçler’ suçlanır. Ürettiğinden çok tüketmek, sadece matematiksel değil kolektif bilinçte bir sapmadır. Yeterli sermaye üretmeden borçla yaşamaya alışmak ve bunda ısrar, uyuşturucu bağımlılığına benzer. Toplum sonunda kendisini aldatmaya ve her başarısızlığın ardında düşman görmeye başlar. Başkalarını suçlayanlar, yolculuklarında menzile çok uzaktırlar. Kendilerini suçlayanlar, yarı-yola gelmişlerdir. Kimseyi suçlamayanlar varmışlardır. (Bir Çin atasözü)

Hangi ‘dava’ için mücadele edilirse edilsin, davaya katılmaya davet edilenlere çok daha büyük veya kutsal amaç gösterilir. Günahından arınmış bir rejim, kendisini boğucu yasaklardan, liyakatsiz memurlardan, keyfilikten, konumunu kaybetmemek için ahlaki ve hukuki değerlere sırt çevirmiş görevlilerden, dünyayı sadece yaşadığı yer, inandığını tek gerçek sanan sorumlulardan kurtarmış bir rejimdir. Ekonomik gelişme, tarih boyunca verimliliği artırılan tarım sektöründen ticarete ve sanayi sermaye aktararak gerçekleşmiştir. Bunu yapamayan toplumlar ne borçtan ne gerilikten ne de huzursuzluğu baskılayan buyurgan yönetimlerden kurtulabilmiştir. Toplumsal evrim, dağınık kabilelerin ve toplulukların milletleşmesi doğrultusundadır.

Ne zaman ki milletler, birliklerini olgunlaştıramadan (ortak değerlerini ve birlikte yaşama iradelerini yitirerek) cemaatlere ayrışırlar, geriye gidiş başlar. Bunu durduramayanların sonu hazindir. Ekonomi tarihine geçecek bir analiz: “Bizi patates, soğanla vurmak istiyorlar!” Kim mi? Biz de bilmiyoruz… Bu haince saldırının mühimmatını paramızla dışarıdan alıp kendimizi yaralamayalım. Milli seferberlik ilan edip patates, soğan, biber (kurşun) yemeyelim. Ne dersiniz? Korkunuzu merakla yenebilirseniz, korktuğunuz pek çok şeyi tanır ve artık ondan korkmazsınız. Korkunun en önemli kaynağı bilgisizliktir. Cehalet, korkunun ve ondan doğan fanatizmin sürekli kaynayan kazanıdır. “Bir toplum gerçeklerden ne kadar uzaklaşırsa, gerçekleri söyleyenlerden o kadar nefret eder”. (George Orwell)

 

muratcanisildak@gmail.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar