Ses Ver Türkiyem!
Muratcan Işıldak

Muratcan Işıldak

Ses Ver Türkiyem!

20 Temmuz 2018 - 09:19

Cinsel istismara maruz kalan çocukları korumanın ve bu suçları önlemenin en etkili yolu; çocukların cinsel obje olarak görülmesinin önlenmesidir.

Çocukların, fiziksel, zihinsel ve duygusal olgunluğa erişmeden evlendirilmesi tarih boyunca önemli bir toplumsal sorun olmuştur. Çocuğu; yetişkinlerden ayrı özellikleri olan, farklı gelişim evrelerine sahip bir birey olarak değil yetişkinin küçük modeli olarak gören anlayış, çocuğu cinsel ilişkinin ve evlenmenin tarafı olarak da görebilmektedir.

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçların çocuklara yönelik olarak işlenmesi sorunu ele alınırken sürekli karşımıza çıkan öneri; fail ile mağdurun evlenmesi halinde davanın/cezanın düşmesi veya ertelenmesi önerileridir.

Bu öneriler getirilirken: “fail ile mağdurun birbirini sevdiği”, “isteyerek birlikte oldukları”, “bu birliktelikten çocukları olduğu”, şimdi faile ceza vermenin yeni mağduriyetlere yol açacağı” söylenmektedir.

Peki gerçek her zaman böyle midir?

01.06.2005 tarihinde yürürlükten kalkan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 434. Maddesinde bu durum şöyle düzenlenmişti:

“Kaçırılan veya alıkonulan kız veya kadın ile maznun veya mahkumlardan biri arasında evlenme vukuunda koca hakkında kukuku amme davası ve hüküm verilmiş ise cezanın çektirilmesi tecil olunur.

Müruru zaman haddine kadar erkek tarafından haksız olarak vukua getirilmiş bir sebeple boşanmaya hükmedilirse takibat yenilenir. Evvelce hüküm verilmiş ise ceza çektirilir.”

Düzenlenen hukuk kurulları somut olayları değil ilkeleri ortaya koyar. Bu kurallar konulurken her zaman istenen “masum” sonuçlar mı ortaya çıkar. İstismarcısıyla evlendirilen mağdur her zaman “onu sevmiş midir?”

765 sayılı TCK’nın 434. Maddesinin yürürlükte olduğu dönemde yaşanan gerçek bir davayı özetleyen aşağıdaki olayı okuduğunuzda da “istismarcısıyla evlenmenin mağduriyetleri giderdiğini” söyleyebilecek miyiz?

Olay şöyledir:

15 yaşındaki bir kızı, yetişkin yaştaki üç erkek zorla bir arabaya bindirir ve kaçırırlar. Bu kişiler ıssız bir yere götürdükleri mağdura sırayla nitelikli cinsel istismarda bulunurlar (765 sayılı TCK’nın ifadesiyle ırzına geçerler). Yakalanan faillerin ailelerinin baskısı ve yoksul olan kızın ailesine yaptığı yüklü maddi yardımlar sonucunda, mağdur, bu faillerden birisi ile evlenir. Mahkeme, evlenen fail bakımından devam etmekte olan kamu davasının hükme bağlanmasını erteler; diğer iki fail bakımından ise kamu davasını düşürür. Evlenen erkeğin kusuru ile boşanma gerçekleşmesi durumda ceza davası yeniden açılacağında, mağdurun evlendiği eşini aldattığı iddiasıyla boşanma davası açılır. Açılan boşanma davasında mağdur, gerçekte böyle bir durum olmadığı halde eşinin ailesi ile yapılan anlaşmanın gereği olarak eşini aldattığını kabul eder, bu yönde ortaya konan fotoğraflar ve tanıklar delil olarak gösterilir. Boşanma davasına bakan mahkeme kadının kusuru nedeniyle boşanmaya karar verir. Boşanma mağdurun kusuru ile gerçekleşmiş göründüğünden evlenen fail hakkındaki kamu davasının düşürülmesine karar verilir. Ve tüm bunlar “kanuna uygun” olarak yerine getirilir.

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçun faili ile mağdurunun evlendirilmesine bağlı olarak ceza hükümleri koymak böylesi vahim sonuçlara yol açar. İstismar faili ile mağduru evlendirmeyi düzenleyen hükümler ne kadar ayrıntılı ve sınırlayıcı olursa olsun benzer pek çok vahim sonucu beraberinde getirecektir.

Mağdur ile evlenen failin hapsedilmesinin mağduru bir kez daha mağdur edeceğini ileri sürenler; hırsızlık, yaralama, yağma suçları nedeniyle hapse giren kişilerin ailesinin mağduriyetini önlemek için bu suçlardan alınan cezaların kaldırılmasını önermiyorlar. O halde bu önerinin temelinde yatan şey yaşananların “ikisi arasında olduğu, ikisi razı ise sorunun kalmayacağı” anlayışıdır. O halde bu önerinin temelinde yatan şey yaşananların “ikisi arasında olduğu, ikisi razı ise sorunun kalmayacağı” anlayışıdır.

Oysa cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ve suçların sonuçları sadece fail ve mağduru ilgilendiren sonuçlar değildir. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar verilen ağır cezalardan da anlaşılacağı gibi toplumu ilgilendiren suçlardır.

Fail ile mağdurun evlendirilmesine ceza hukukuna ilişkin sonuçlar bağlayan yaklaşım hakkında ayrıca şunları söylemek gereklidir:

  1. Suçun mağduru ile failinin evlenmesi halinde ceza davasının veya cezanın düşeceğine veya erteleneceğine dair hükümler, taraflar arasında gerçekleşecek evlenmenin özgür iradeyle mi ceza tehdidiyle mi odluğunu her zaman sorgulatır. Böylesi bir baskı altında gerçekleşen evliliğin, toplumun temelini oluşturan aile kurumuna ve bu evlilikten doğacak çocuklara zarar vereceği açıktır.
  2. Bu durum genellikle çocuk yaştaki mağdurlara yönelik olacağından, çocukların erken yaşta evlendirilmelerinin ve zaman içerisinde evlilik yaşının düşürülmesinin yolunu açacaktır. Çocukların evlendirilmelerine hukuk düzeninin meşruiyet kazandırması kabul edilmemelidir.
  3. Getirilecek olan düzenleme mağdur bakımından yaş sınırı getirse de bu sınırın anlamı olmayacaktır. Zira, getirilecek yaşın altında kalan mağdur zaman içerisinde büyüyeceğinden, bir aşamadan sonra evlenme yaşına gelecektir. Bu aşamada devam eden dava, fail ile mağdurun evlenmesiyle son bulacaktır.
  4. Fail ile mağdurun evlenebilmesi için yürürlükte olan yaslara göre farklı cinsiyette olmaları gerekir. Oysa cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar aynı cinsiyetteki kişiler arasında da gerçekleşebilmektedir. Bu durum bazı faillerin cezalandırılması bazı faillerin ise cezadan kurtulması ile sonuçlanacaktır.
  5. Mağdura yönelik fiil bazen birden fazla kişinin katılımı ile gerçekleşmektedir. Bu durumda faillerin hepsi mağdurla evlenemeyeceğine göre ya evlenen fail dışında kalanlar için davanın/cezanın otomatik olarak düşmesi kabul edilecek ya da evlenemeyen failler bakımında cezalandırma yoluna gidilecektir ki, ikisinin de kabul edilmez olduğu ortadadır.
  6. Bu şekilde evlenen fail ile mağdurun evliliklerinin devam edip etmediğini takip etmek, bu evliliğin sonra ermesine ceza hukuku sonuçları bağlamak farklı iki hukuk disiplini arasında uyumsuzluklara, danışıklı işlemelere yol açacaktır.
  7. Anayasa mahkemesi cinsel istismar suçlarına ilişkin hükümleri iptal ederken ortaya koyduğu görüşlerle getirilecek düzenlemeler konusunda önemli sınırlar çizmiştir. Getirilecek sınırlı düzenlemeler Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilebilir ve düşünülen sınırlar tümüyle ortadan kalkabilecektir.

O halde ne yapmalı?

  1. Cinsel dokunulmazlığa karşı suç işleyen fail ile mağdur evlenme yaşına gelmişlerse, kendi özgür iradeleri ile evlenmeleri her zaman mümkündür. Yapılmaması gereken şey, bu evlenmeyle ceza hukuku arasında bir irtibat kurmaktır.
  2. Cinsel suç mağdurunun fail ile evlenmesini meşru sayan, buna hukuki sonuçlar yükleyen hiçbir düzenleme kabul edilememelidir.

 

Cinsel suç mağdurunun fail ile evlenmesini meşru sayan, buna hukuki sonuçlar yükleyen hiçbir düzenleme kabul edilememelidir.

  1. Bir yetişkinin bir çocuğa yönelik cinsel eylemi daima “cinsel istismardır” ve hukuk düzeni cinsel istismarı meşru kılacak bir düzenleme getiremez. Cinsel istismar ve saldırı gibi ceza hukukunun en ağır suçunu işleyen kişinin, daha sonra suçun mağduru ile evlenerek mutlu, mesut, huzurlu, toplumun temelini oluşturan bir aile hayatı kuracağını kabul etmek açık bir çelişkidir.

 

  1. Cinsel suçun faili ile mağdurun evlenmesine ceza hukuku sonuçları bağlamak ve buna karşı çıkmak öncelikle bir ilke ve anlayış sorunudur. Bu nedenle, bu tür düzenlemeler ne kadar sınırlı durumlara, sıkı koşullara bağlı olursa olsun zaman içerisinde bu sınırların ve koşulların kalkacağı ve esneyeceği unutulmamalıdır.

 

  1. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçun failinin de mağdurun da çocuk olması ve fiilin zora dayalı olarak gerçekleşmemesi (cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olmaması) halinde, fail çocuğa ceza vermek yerine, bu suç için özel olarak düzenlenmiş, sıkı koşullara bağlanmış güvenlik tedbirine hükmedilmelidir.

 

Bir çocukla bir çocuk arasında zora dayalı olmayan cinsel eylemlere ilişkin çözüm önermekle, bir çocuğa karşı cinsel istismarda bulunan bir yetişkin bakımından çözüm önermek farklı iki şeydir. Çocuklar için söylenen sözlerin alınıp yetişkin failler bakımından söylenmesi en basit deyimle konuyu kendi ekseninden saptırmaktır.

 

  1. Çocukların özellikle kız çocuklarının örgün eğitime devam etmelerini sağlayacak önlemler alınmalıdır. Eğitimi terk yaşının yükselmesi evlenme yaşının da yükselmesine yol açacaktır.

 

  1. Çocukların cinsel ilişkinin evlenmenin tarafı olabileceği anlayışı terk edilmelidir. Bunun için: evlenmenin sadece biyolojik olgunlukla ilgili olmadığı, bir çocuğun evlenme gibi önemli bir ilişkinin tarafı olamayacağı benimsenerek evlenme yaşı, ergenlik yaşı olan 18’e çıkarılmalı, hakim izni ile 16 yaşında, kanuni temsilcinin izni ile 17 yaşında evlenmeyi kabul eden hükümler Medeni Kanundan çıkarılmalıdır.

 

  1. Çocuk yaştaki kişilerin gayri resmi şekilde evlendirilmesine toplumsal meşruiyet kazandıran yaklaşımlar terk edilmelidir. Toplumun her kesimi bir çocuğun evlenmesinin doğru olmadığı gerçeğini benimsemeli ve buna açık bir biçimde ortaya koymalıdır. Anne ve babalar çocuk yaştaki kişilerin evlenmesine rıza gösterdiklerinde toplumsal tepki ve kınama ile karşılaşmalıdır.

 

Cinsel istismara maruz kalan çocukları korumanın ve bu suçları önlemin en etkili yolu; çocukların cinsel obje olarak görülmesinin önlenmesidir. Çocuk yaştaki kişilerin evlendirilmesini meşru ve haklı saymak, çocuğun cinsel ilişkinin tarafı olabileceği görüşünü destekler.

Muratcan Işıldak

muratcanisildak@gmail.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar