Yaşanacak Günlerin En Güzelleri İçin! 
Muratcan Işıldak

Muratcan Işıldak

Yaşanacak Günlerin En Güzelleri İçin! 

27 Şubat 2017 - 10:00

Hem Türklüğümüzü muhafaza edeceğiz, hem Avrupalı olacağız, hem Dünyalı olacağız.

Osmanlı Devleti de fetih yaparken Bulgaristan’a giriyor. Bulgaristan’a çok sayıda Türkü yerleştiriyor ve burası benim yurdumdur diyor. Bulgaristan’ın yarısı Türkmüş. O bir Türk yurdu ama Osmanlı, burası Türklerin yurdudur ama aynı zamanda Bulgarların da yurdudur, diyor. Dolayısıyla, Bulgarlar serbestçe tarlasını işliyor, dükkanını çalıştırıyor, kilisesine, okuluna gidiyor; yani Bulgarlığını sürdürebiliyor. Sırbistan’da da öyle olmuş, Yunanistan’da da öyle olmuş, Anadolu’da da öyle olmuş. 

Avustralya’da Aborjinlerin başına gelenler, Yeni Zelenda’da, Afrika’da yapılanlar; yani çok büyük bir kabiliyetleri var kendilerinin, kendileri gibi olmayanları yok etme konusunda. Bilindiği gibi en son marifetleri de II. Dünya Savaşı sırasında 6 milyon Yahudi’yi ve 1-1,5 milyon da Çingeneyi yok ettiler, hem de laboratuar şartlarında. Bunu Hitler yaptı deniyor ama Hitler bildiğiniz gibi Alman. Almanlar da Avrupalıdır, dolayısıyla Avrupalılar yapmış oldu bu işi. Hâlbuki Yahudiler Hıristiyanların çok yakını. Hıristiyanlık bir Yahudi mezhebi olarak doğdu. Hz. İsa Yahudi’ydi ve Hıristiyanların kutsal kitabının yüzde 80’i Eski Ahittir yani Tevrat’tır. Demek ki Yahudilerin kutsal kitabı, Hıristiyanların kutsal kitabının yüzde 80’ini oluşturuyor. Buna bir yüzde 20 ekleniyor, o da İsa’nın hikâyesi. Dolayısıyla Yahudilerle Hıristiyanların çok sıkı fıkı olması lazım. Nitekim Bush’un bağlı olduğu bu Evanjelik akımı, Yahudiliği çok sayıyor, önem veriyor, el üstünde tutuyor ama bu Avrupalıların 6 milyon Yahudi’yi laboratuar şartlarında yok etmelerine engel olmadı. Şimdi bize saldırıyorlar, siz Ermenileri soykırıma uğrattınız diye. Batılılar kendi bozuk sicillerine bakmadan soykırım diye üstümüze geliyorlar. Aslında Ermeniler çok da umurlarında değil ama onların hedefi var, muhtemelen o hedef Sevr’i tekrar canlandırmak.

Bir iki köşe taşını hatırlayalım tekrar. Lozan son derece önemli. Lozan, bir devletin oluşunun temel taşı. Lozan’da biz ne yapmak istiyoruz? Lozan’da o kadar çok konu var ki 8 cilt. Sınırlar meselesi var, azınlıklar meselesi var, kapitülasyonların kaldırılması var, Boğazlar meselesi var ama en önemlisi nedir diye soracak olursanız bence şudur. Lozan’da Türkiye büyük devletlerle eşit haklara sahip, egemen bir devlet olduğunu kabul ettirmeye çalışıyor ve bunu başarıyor. I. Dünya Savaşı’nın mağlup ülkeleri arasında bunu başaran başka bir ülke yok. Kurtuluş Savaşı’nın verdiği güçle biz masaya mağlup bir devlet gibi değil, galip devlet gibi oturuyoruz. Churchill, “İngiltere’nin tarihinde bundan daha büyük bir hezimet yoktur, bundan daha büyük bir başarısızlık olmamıştır” diyor. Lozan Konferansı sonuçlandıktan sonra orada bütün işin can alıcı noktası Türkiye’yi eşit ve egemen bir ülke haline getirmek. Kapitülasyonları katiyen kaldırmaya yanaşmıyorlar. Alışmışlar yüzyıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik kaynaklarını sömürmeye ve bundan vazgeçmeye yanaşmıyorlar.  İsmet Paşa’ya soruyor gazeteciler ne oldu diye. “Noldu paşam niye kesildi? O da “Hiç, sadece esir olmayı kabul etmedik” diyor. Türkiye’yi esir almak istiyorlar, işin özü budur ve başaramıyorlar. Sonra tekrar toplanıyor ve Türklerin istediği gibi bu konferans sonuçlanıyor. Konferans sonuçlandıktan, cumhuriyet kurulduktan sonra Atatürk en çok neye önem veriyor? Atatürk’ün kendi sözlerine bakacak olursak, yaptığı konuşmalara bakacak olursak Atatürk’ün en çok üzerinde durduğu iki kavram var. Biri, egemenlik, diğeri bağımsızlık. Egemenlik, Türkiye’de milletin iradesinin hâkim olması ve millet iradesi üzerinde hiçbir güç olmamalı. İşte bugün de TBMM’nin duvarına kazılı olan ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ sözü bu anlama geliyor; yani Türkiye ile ilgili kararları Türk Milleti verir. “Tam bağımsızlık” diyor Atatürk. “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” diyor. “Ben, ulusumun ve atalarımın en değerli miraslarından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım.”

Atatürk’ün dünya görüşü bu. Bu çerçevede gerçekleştirdiği reformlara bakacak olursanız, Türk insanını da en çağdaş insanlar düzeyine getirmeye çalışıyor. Özellikle kadın hakları konusunda Atatürk’ün attığı adımlar gerçekten o devir için düşünülmesi bile çok zor şeylerdir. 20’nci yüzyıla girildiğinde, dünyada İngiltere başta olmak üzere demokrasi ile yönetilen pek çok ülke var. Bunlardan İngiltere dâhil bir tanesinde bile kadınların seçme, seçilme hakkı yoktur ve bu hakkı ilk defa Avrupa’da Finlandiya 1906 yılında kabul ediyor. Kadınların ilk seçme seçilme hakkını kabul eden ülkelerden bir tanesi Türkiye’dir, 1934 yılında. Türkiye kadınlara seçme seçilme hakkı tanıdığında Fransa’da bu hak yok, pek çok Avrupa ülkesinde yok, İsviçre’de yok. Fransa, Türkiye’den 11 yıl sonra kadınlara seçme seçilme hakkı tanıyor. O devirde kadınların dünyaya açılması özgürlüğün bir simgesi. Türk kadınını, dünya kadınları gibi dünyaya açık, açık fi kirli, hem düşüncesi, hem görünümü itibariyle çağdaş insanlar haline getirmeye çalışıyor Atatürk. O devirde kadının açılması, dünyayla bütünleşmesi özgürlük sayılıyor. Bazıları kadının kapanmasını özgürlük sayıyorlar. Kadının kapanma özgürlüğünden bahsediyorlar. Kadının dünya ile ilişkisini sınırlayarak, çağdaş bir yaşamı sürdürme olanaklarını sınırlayarak o kadını özgürleştirdiklerini iddia ediyorlar. İşte bunlar Atatürk’ün düşüncesine aykırı olan şeyler.

 

Muratcan Işıldak

muratcanisildak@gmail.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar