Oda Meclis Salonu'nda ASO ev sahipliğinde düzenlenen ASO-ATO Maden Zirvesi: Sektör Buluşması" gerçekleştirildi. Sektörün önemli oyuncularını bir araya getiren etkinlikte konuşan ASO Başkanı Seyit Ardıç, Türkiye'nin zengin bor rezervlerine dikkat çekti.
- "Dünya bor rezervlerinin yüzde 73'üne sahibiz"
ASO Başkanı Seyit Ardıç ise madenciliğin yalnızca yer altı kaynaklarını üretime kazandırma faaliyeti olmadığını belirterek, enerji dönüşümü, savunma sanayisi, ileri imalat, elektronik ve batarya teknolojilerindeki ivmenin ham maddeye stratejik önem kazandırdığını söyledi.
Teknolojinin sadece yazılımla, kodla üretilmediğini aktaran Ardıç, yazılımların çalışması için madenlere, metallere ve bu ham maddeleri işleme ihtiyacının bulunduğunu anlattı.
Yeşil dönüşüm için daha fazla madenciliğe, işlemeye ve daha güçlü sanayi altyapısına ihtiyaç olduğuna işaret eden Ardıç, "Bir elektrikli araba yapmak için benzinli arabadan 4 kat daha fazla bakır gerekiyor. Bir rüzgar türbini dikmek için tonlarca çelik lazım. Asıl önemli olan, bu kaynakları çevreyle uyumlu, verimli ve yüksek katma değer üreten bir anlayışla değerlendirebilmektir." şeklinde konuştu.
Ardıç, Avrupa pazarının kritik ham maddelerde bağımlılığını azaltmaya çalıştığını, 2030 için yerli üretim, geri dönüşüm ve işleme kapasitesine yönelik hedefler koyduğunu belirterek, Türkiye'nin coğrafi konumu ve kaynak çeşitliliğiyle bu yeniden yapılanmanın tam eşiğinde durduğunu ifade etti. "Ham madde sat, bitmiş ürünü al" yaklaşımıyla, bu yarışın kazanılmayacağını, asıl değerin madenin ara ürün ve nihai ürüne dönüşmesiyle, yani sanayi entegrasyonuyla oluşacağını bildiren Ardıç, şu değerlendirmede bulundu:
"Madenden çıkan ürünlerin işlenmesi ve daha yüksek katma değere dönüşmesi, katkı ve sürdürülebilirlik bağlamında da önemli bir ekonomik kaldıraç etkisi yaratacaktır. Ülkemizin bu noktada çok güçlü bir örneği var, bu da bor. Eti Maden verilerine göre, dünya bor rezervlerinin yüzde 73'üne sahibiz. Bu rakam, camdan seramiğe, temizlikten tarıma, metalurjiden enerji teknolojilerine uzanan geniş bir sanayi ekosistemi potansiyeli demek."
- "Ankara madenin katma değere dönüşmesinde merkez olma potansiyeline sahip"
Ardıç, bu noktada sektörün günlük gerçekliğinin de konuşulması gerektiğine değinerek, izin süreçleri, mevzuatın öngörülebilirliği, çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) uygulamalarının standardı, orman izinleri, denetim rejimi, yatırım ortamı ve finansmana erişim konularının da göz önünde bulundurulmasının önemli olduğunu vurguladı.
Sahada sektörün nabzını tuttuklarını, sektörden gelen geri bildirimleri sistematik biçimde derleyerek, ilgili kurumlarımıza ilettiklerini aktaran Ardıç, şunları kaydetti:
"Ankara, güçlü imalat altyapısıyla, makine-teçhizat, savunma, elektronik ve ileri malzeme ekosistemiyle, madenin yüksek katma değere dönüşmesinde doğal bir merkez olma potansiyeline sahip. Burada hedefimiz, zenginleştirme, rafinasyon, kimyasal dönüşüm ve ileri malzemeye giden zinciri, yatırım teşvikleri ve kümelenme yaklaşımıyla büyütmektir. Çevre standartları artık sonradan uyum başlığı değil, finansmana erişimin, ihracat pazarlarının ve kurumsal itibarın şartıdır. ÇED süreçlerinin bilimsel, şeffaf, tutarlı ve zaman yönetimi güçlü bir çerçevede yürümesi hem yatırımcıyı hem toplumu korur. Ayrıca iş sağlığı ve güvenliği konusunda, toleransımız yok. Sıfır kaza hedefi, maliyet kalemi değil güvenliğin ve sürdürülebilirliğin temelidir."
Düzenlenen etkinlikte sektörün temsilcileri tek bir çatı altında toplanma imkanı elde etti. Sektörün yoğun ilgi gördüğü etkinlikte hem dünyada hem de ülkemizde yaşanan gelişmeler hakkında değerlendirmeler gerçekleştirildi.